Acılarımın Adı Sensin. / 25.03.2019

Arşivden.

Uyuyordun. Hemen yanımda. Burnunda et var, horluyorsun. Horultun beni uyutmuyor, bunu söylüyorum diye şikayetçiyim sanma, bundan hiç şikayetçi değilim. Nefes alışverişlerin beni rahatlatıyor, bunu bilmiyorsun. Uyurken uzak olmuyorsun benden. Farklı diyarlarda geziyorsun o an ama utanmadan istediğim kadar izleyebiliyorum seni. Kirpiklerini sayıyorum bıkmadan, nefes alıp verdikçe açılıp kapanan dudaklarını seyrediyorum, bilmiyorsun.

Evinin içinde yaktın sen beni. Acımasızdım kabul. Seni kaybetmek benim hatamdı. Ama kabul etmelisin ki kendimi suçlamam için manipüle ettin beni. Sana karşı ilk kanışımı fark ettiğimde çok kızmıştım kendime. Ama defalarca düşürdün beni o yangına. Yaktın beni gözlerimin içine baka baka. Sana aşkımı itiraf ettiğimde, boş boğazlığımın nedenini anlatırken o kadar sıcak baktın ki bana, inandım beni ısıtacağına. Meğersem o sıcaklık beni yakıyormuş, sonra fark ettim.

Senden nasıl geçerim bilmiyorum. Bırakmak, bitirmek istemiyorum. Mazoşistçe geliyor biliyorum, sen de bundan memnun olursun. Kendime bunu neden yapıyorum bilmiyorum ama beni yakman ne kadar rahatsız edici olsa da buna katlanmak istiyorum.

Seni tamamen kaybettim, bir daha samimiyetle tutmayacaksın ellerimi biliyorum. Ama seni o kadar çok özlüyorum ki samimiyetsizliğin ve manipülatörlüğünle sana katlanmaya devam etmek istiyorum. Canım acıya acıya, etlerim yana yana sana gelmeye devam edeceğim sanırım.

Bir kadının bu hale düşmesi çok acınası değil mi? Çok acınası. Neden kabulleniyorum bunu bilmiyorum. Kendime çok acıyorum. Aşığım sana. Takıntı olmadığının da farkındayım. Geçemiyorum senden, elimi kolumu bağladın.

Öpüyorsun beni, iyileşiyorum sanıyorum ama her öpüşün, her dokunuşunda içimde sayamadığım daha fazla yara açılıyor. Kendimi senden kurtaramayacağım biliyorum. Sen benden gidersen daha da kötü olurum biliyorum. Nasıl hallederim bilmiyorum.

Senden şuan tek istediğim, bana seninle biraz daha zaman ver. Şuan hazır değilim.

Vermedi. Hazır değildim evet, hala aşamadım ve alışamadım ama yaşıyorum.

Reklamlar

Ler’ler / Lar’lar.

Şimdi arkanıza yaslanır mısınız lütfen? Az sonra aklınız biraz karışabilir.

Bir zamanlar içinde bulunmuş olduğum yerleri düşününce aklım hayalim duruyor sanki.

Koskoca 2 buçuk sene geçirdiğim o hastanede böyle bir şey yaşayacağım aklıma gelmezdi ama oldu işte. 2 senenin ardındaki o buçuk senede oldu her şey. O gelmiş, onunla tanıştım.
İlk karşılaşmamız, selamlaşmamız, odada sohbet edişimiz, sonraki zamanlarda bana ikramı, günaydınlar, iyi akşamlar, iyi nöbetler… Öğretiler, idare edişler, iş teslim edişler, gülüşmeler, kızgınlıklar, sigaraya davetler…

Seviye atlayıp akşam nasılsın yazmalar, 2 hafta sonra daha büyük seviye atlayıp buluşmaya karar vermeler, eve gitmeyi kabul etmeler, hoş geldinler, seni çok bekledimler, seni daha öpemedim bileler, şaraplar, pizzalar, öpüşmeler, dokunuşlar, ilerlemeler, uyumalar, üşümeler, sarılışlar, uyku arasında öpücükler, uyanışlar, aç kalışlar, bütün gün uyuklamalar, eve dönüşler, 2 hafta görüşmemeler, tekrar görüşmeler, krizler, umutsuzluklar, inkarlar, çok hoşlanıyorumlar, eyyvah ben aşık oldumlar, anlatışlar, habersiz ayrılışlar, araya 2 ay girmeler, çok özlemeler, kendini mahvetmeler, dönünce bir daha karşılaşmalar, ararsam benimle konuşur musunlar, konuşmalar, görüşmeler, öpüşmeler, dokunuşlar, sarılışlar, ilerlemeler, 2 hafta görüşmemeler, restler, kapıya dayanmak istemeler, bir şey yapamamaklar, kendini mahvetmeler, her gün her saat ağlamaklar, her akşam içmeler, ağlamalar, itiraflar, restler, hakaretler, bir daha asla konuşmamalar yaşadık.

Ve bir daha konuşmadık.
Ve bir daha görüşmedik.

Onu görmeyeli olmuştu biraz. Kızgındım ve kırgındım. Bir akşam tüm kırıklığım ile aradığımda hakaretler işittim. Ona son cümlem şuydu: “Hala kendime saygımı yoksayıp sana bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum ya buna da gülersin sana gelmelerime güldüğün gibi.”

Bir daha görüşmedik, konuşmadık, tesadüfen dahi karşılaşmadık. Ben kaçtığım şehre geri dönmek zorunda kaldım. Her günümü ağlayarak geçirdim. Sigarayı bıraktım, alkolü bıraktım. Oraya geçenlerde 1 haftalığına gitmek zorunda kaldım. Hastaneden uzak durdum, sokağına gitmedim ama sokağının karşısından geçerken, tanıdığım yolu ve beni karşılağı o yeri görünce biraz yıkıldım.
Tarihleri aklıma kazıdım. Yaptıklarımı aklıma kazıdım. Unutma dedim kendime, yaptıklarını unutma. Ama yaptığım şeyleri unutmadıkça onu da unutamadığımı fark ettim. Olayları nasıl dengeleyeceğimi ve savaşmayı nasıl bırakacağımı bilmiyorum. İçimdeki o, ben, ve aklımdakilerle sürekli bir savaş halindeyiz. Bilemiyorum maalesef. Benimle yaşamasına izin veriyorum şuan. Çok büyük kandırıldım ve oynatıldım. Hep akıllı olduğumu sanıyordum, tahmin edersiniz ki bununla yüzleşince insan pek ayakta kalamıyor.
İyileşmek zorunda olduğumu biliyorum. Yazmak istediğim için yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Okumanız beni çok memnun ediyor, hatta yazdığınız güzel yorumlar beni ağlatıyor. (Belki bu şu aralar yine çok duygusal olduğum içindir)

Geçen gün blogspotta ona yazıklarımı buldum. Buraya geçireceğim onları tarihle. Burada yaşasınlar. Bilin.

Bir de, küpem sende kalmış. Onu görünce hiç düşünmedin mi?

Benim elim hep kulağımda.

Ulaşamadım.

Seni tanıyorum, ulaşabilirim.

Adını biliyorum, ulaşabilirim.

Sokağını biliyorum, ulaşabilirim.

Kapını biliyorum, ulaşabilirim.

Odanı biliyorum, ulaşabilirim.

Yatağını biliyorum, ulaşabilirim.

Kalbini bilemedim, ulaşamam.

Dudaklarını biliyorum, öpüp ulaşabilirim.

Aklını bilemedim, ulaşamam.

Ansızın bir gece evine ulaşıp kapını çalabilirim.

Ansızın öpebilirim seni, gözlerine değebilirim.

Ama kalbine ve aklına ulaşamam. Giremem oradan içeri. Kabul etmiyorsun beni. Etmedin. Edemeyeceksin. Ulaşamadım. Ulaşamamış olmama yanalım.

Tecrübelendik.

“Üşüyorum” dedim. Horultunun ardında duydun fısıltımı. Çırılçıplaktık, daha da sıkı sarıldın bana. Üşüyordum. Bunu tekrar söyleyince içeri, yatak odasına götürdün beni.

Ben yine üşüdüm. Kasım ayı Antalya soğuk olmaz ama o gece soğuktu işte.

“Üşüyorum” dedim. İnce pikeyi ve kollarını daha da sardın bana. Bir süre sonra, uyumuşum dönüşüne uyandım, sırtını döndün bana. “Sarılsana bana” dedin. Sımsıkı sarıldım sana.

“Camı sen mi açtın?” dedin. Hayır ben açmamıştım. İkimiz de kalkıp kapatmadık o camı. Hastaydın sen. Pişmanım, o camı kapatmadım.

Sonra yakıcı bir sıcağa açtım gözlerimi. Gece üşüyen ben değilmişim sanki. Sen yine çırılçıplak uyudun. Pişmanım, üstüne bir örtü örtemedim.

Sonraki gece daha tecrübeliydik.
Sarıldık.
Üstümüz örtülü.
İç çamaşırlarımız üstümüzde.
Ve cam kapalı.

Yarım Kalan Şarap.

Çok eskiden dinliyordum. Unutmuşum. Az önce karşıma çıktı, afedersin, hassiktir çıktı ağzımdan. Biz seninle yarım şarabız.

Son gece değildi. Uzun bir aranın ardından, ilk sabahtı.
Konuştum seninle.
Aptallık etmişim tabi ki.
Kaldım senin yanında, uzandım karşı koltuğa. Yarım kalan o şarabı içtim.

Bir gece öncesi beni çağırdın, bir şişe şarap elinde. Gelmedim. Sabah bir geldim, yarım kalan şarap masanın üzerinde.
O şarabı içtim. Şişenin devamını içtim. Seninle seviştim. 3 yudumluk kalan son yarım şarabı sen içtin.

Bak bir yıldız kayıyor.

https://youtu.be/0m8kYSqlBGM

Mutfak Masası Muhabbetleri

Bu aşk beni şairimsi bir şey yaptı. Tabi ki üst düzey bir halden bahsetmiyorum. Normal şartlarda şiir yazamam, becerim yoktur. Ama kafamda sürekli sana cümleler kuruyorum. Hepsi kafiyeli oluyor.

Yollar yaptım sana kafiyeli.

Şimdi mutfak masasında oturmuş seni düşünüyorum. Az önce salondaki ikili koltukta yatıyordum ve sana içimden geçenleri yazıyordum. online yazıyordu orada. Sonra bir baktım, last seen today at 00:12 yazdı ve öyle durdu. Ben durmadım. Durmadan yazmaya devam ettim sana. Ne söylemek istiyorsam yazdım o kutuya. Sonuçta o numaran hala boşuna kayıtlı değil. Sonuçta o kutucuk bana boşuna type a message diye göz kırpmıyor. Sonuçta seni hala boşuna özlemiyorum. Boşuna değil hiçbir şey. Tek boşuna olan şey, sana bir şey anlatamayacak olmam. Bu boşunalığı aldım gözlerimin önüne, son satıra uzunca basılı tutup select all yapıp delete dedim. Çünkü boşunaydı sana anlatmak isteyip ama anlatamayacağım hislerim. Boşunaydı senin hala o telefonuna gelen bildirim sesini merak edip, bakıp, benden olduğunu görünce umursamanı düşünmek.

O kuyudan bu kuyuya sürüklenip duruyorum. Anlayamadım ben bu işi. Sevmekten korkmadım. Gurur yapmadım. Cesaretsizlik hele hiç yoktu ellerimde ve kalbimde. Ben benliğimi sarmalayıp çaldım kapını defalarca. Üşenmesem şimdi, sayardım kaç defa olduğunu. Yaparım, bilmezsin. Ama öteleyeceğim şimdi çünkü susadım.

Her şey gerçekten çok farklı olabilirdi. Her şeyi oldurabilir, herkesi susturabilirdik. İsteseydin eğer… Ben çok istedim. Çabaladım istediğim için. Ama karşımdaki sen beni sürekli itince yer beni içine çekti ve kalkmama müsaade etmedi. Kendim için çok üzgünüm. Şimdi de sırtım ağrıyor. Biraz uyuyup dinleneyim, geçmez biliyorum.

Elveda.

Hiçbir zaman kollarında huzur bulamadım. Hep bir tedirginliğim vardı. Beni sevmeyişinin tedirginliği, umursamayışının gerçekliği kafamın içindeyken nasıl huzurlu olabilirdim? Bunu bekleyip istedim yalan söyleyemem. Hayal kırıklığına uğradım.

Ben kollarının arasında, sen çenen kafamın üzerinde rüyalar alemindeyken göğsünü izledim hep. İniş kalkışını hesaplayıp ilgisizliğinle çarptım. Bilirsin ki sayılarla aram yoktur ama konu yine sen olunca bilmediğim yönlerimin keşfine çıktım. Dört işlem hiç hem bu kadar kolay hem de bu kadar can yakıcı olmamıştı.

Ah şuan ağlıyorum. Neyseki yine klavye üzerine vuruyor parmaklarım. Bir kalemi tutsaydı çoktan pes edip fırlatıp atmıştım. Seni kalemlerle kağıda dökmeye dayanamıyorum ben biliyor musun? Saat 13:07. Senin kalemin kağıda bıraktığı izle ölümsüzleşmeni kabul edemiyorum, aklım almıyor. İstemiyorum belki de öyle olmasını. Bu bana acı veriyor.

Ah o son gece aklımdan çıkmıyor. Makale yazman gerekiyordu ve uyuyordun. Giderken seni öpmeye çalıştım ama hem elimi itekledin hem de kafanı çevirdin iğreniyor gibi. Bak aklımdan çıkmıyor bu lanet olsun. Eve gittiğimde seni tam 11 kere aramışım. 23:56 / 00:00 / 00:10 / 00:15 / 00:18 / 00:19 / 00:22 / 00:31 / 00:34 / 00:36 / 00:44 Bıkmadan usanmadan, uyan da zorda kalma diye aradım seni. Senin yanındayken, uyumana izin verdim 2 saat bekledim sen uyurken. Yan odaya geçtim uyudum, yanına geldim uyandım doya doya seni izledim. 01:17‘de aradın beni, uyanmıştın ama ben uyuyakalmıştım tedirginlikle uyanmadın diye. Uyandırdın beni, ”uyandım,” dedin. ”Uyandım şimdi, çok teşekkür ederim bu gece için,” dedin. Bana 2-3 defa teşekkür ettin. Ah çıkmıyor aklımdan. Çıksana aklından o gece! Çıksana sen aklımdan!

Sana veda etmiyorum ben şimdi. Elveda ediyorum. Elveda ne demek biliyor musun? Ben biliyorum. Elveda; bir daha kavuşulmayacağı düşünülen bir şeyden ayrılırken kullanılır. Boğazda düğümlenmeye ve gözyaşlarına sebep olur. Söylenmiş bütün ‘hoşça kal’ların toplamından fazlasıdır. Sana ben Elveda ediyorum. Ben sana öyle bir veda ve o şehre öyle bir elveda ettim ki döndüğüm bu şehir boynu bükük kaşıladı, ağladı ceseratimden ötürü. Şimdi sana elveda etme zamanı.

Orayı terk ederken ve sen bana hakaretler ederken tabi ki kabullenmemiş değildim. Kabullüydüm ama çok üzgündüm ve acı çekiyordum. Hala çok üzgünüm ve acı çekiyorum ama sana Elveda etmeyi geciktirdikçe daha da üzülüp acı çekiyorum. Tekrarlarım artıyor. Elimde sadece birkaç keşkem var artık. Keşke beni sevseydin diyebiliyorum mesela. Beni sevmeni o kadar çok isterdim ki… Bu acı ve istek o kadar benden ki… Ve elimde bir çok iyikim var. İyi ki bana dönmeyeceksin. Bana dönmeni hiç istemiyorum. Beni öyle bir öldürdün ki sen… Göğsümün tam ortasına soktuğun o bıçağı çıkartırken döndüre döndüre kanattın beni. Öldürücü darben tabi ki bu olmadı. Ben o öldürücü darbeyi biliyorum ama susuyorum şimdi.

Yemin ederim ki hiçbir hayal ürünü içermiyor bu yazıdaki cümlelerim. Çok korkuyorum. Çok özlüyorum. Çok üzülüyorum. Çok acı çekiyorum. Ama şimdi çok elveda ediyorum. 1 kere olsun sana sevgilim diyemedim. Bari şimdi sus, yine gül ama sus, 1 kere olsun diyeyim. Saat şimdi 13:34.

Elveda sevgilim.