Karış karış.

Aslında aylar geçmiş üzerinden ama daha dün gibi ellerimin tenine dokunduğu zamanlar.
Aylar geçmiş üzerinden ama daha 1 saat önce ağladım hislerimden, özlemimden.
Senden kurtulamadığım her saniye bu girdap beni korkunç bir yere sürüklüyor.
Öldürmüyor ama yaralıyor.
Artık yaralanacak yerim kalmadı, görmüyor.

Senden daha çok acın artık zarar veriyor bana. Hayalin zarar veriyor. Rüyamda seni gördüğüm gecenin ertesi günü senin fotoğrafını görmek beni 48 yerimden vuruyor.

Bir şehri karış karış terk ettim. Bunun acısının şiddetinden bir habersin.

Seni imkansızlıklarla hayalimde onlarca kere terk ettim, gerçeğinde hep sana geri geldim. Hiç kendimin arkasında dimdik durup terk edemedim seni. Hep kamburum oldu sırtımda aşkım. Kamburunu taşıyorum aylardır ağır geliyor ama bırakamıyorum. Elimden bir şey gelmiyor.

Seni deliler gibi özlüyorum ama elimden hiçbir şey gelmiyor.

Seni sevdiğim odanın içinden sonsuzluğa uğurlandım.

Kurutulmak üzere…

Sana sorsak şu dünyadan, o hastaneden, o klinikten, o evden, o odadan, o yataktan, o kollardan bir ben geçmedim. Sana sorsak, herkes ve her şey için yok saymaların en büyüğünü serersin masaya.

Bir kalbin kırığı, bir dilin ahı, bir çift gözün sönen ferisin sen.

Mahvolmaların ve acı çekişlerin üzerine bir nergis ektim. Büyüdü. Çok, çok güzel koktu. Onu besleyen sevgim bir seni besleyemedi. Yazıklar olsun.

Soldurmayacağım. Ama seni kurutacağım.

Beni hala gülümsetebiliyor oluşuna anlam veremiyorum. Bazen, aklıma gelince sen, fark etmeden gülümsüyorum. Bazen. Bazen sık sık oluyor.
Çoğu bazen, ağlıyorum.

Bugün benim Doğum Günüm.

Bugün benim doğum günüm.

Geçen seneden beri hayat, benden bir çok önemli şey götürdü ve bir çok önemli şeyi getirdi.
Çok üzüldüm, çok ağladım, bazen çok isyan ettim, nedenler ile dolu bir sürü cümleler haykırdım, cevaplar alamadım, bazen aldığım cevaplar yüzünden yemeden içmeden kesildim. Hayata küsecek raddeye geldim. Hayatımın kaydığını zannettim. Belki kaydı ama bunu bir şekilde tam olarak kabul edemedim.

Kaybettim.
Kazandım.

Önce istediklerimden zorunluluk haliyle vazgeçmek zorunda kaldım. İstediğim şeyleri gerçekleştiremedim ve arkamda bırakmak zorunda kaldım. Her güne litrelerce gözyaşı sığdırdım. Bazen ise taşırdım. Her güne biraz baş ağrısı ekledim. Bir ara kaza ekledim. Uçak yolculuğu, otobüs yolculuğu ekledim anlara. Evlere dönüş ekledim.
Kaybetmeleri ekledim ama artısını ekleyemedim.
Yoklukları anlamaya çalıştım ama kabul edemedim.
İşsizliği ekledim.

Ardından iş bulmayı ekledim. Yoğunluğu ekledim. Yeni arkadaşlar edindim. Güzel bir konsere gittim. Hayatıma yeni birisini istemediğime karar verdim. Unutamadığımı kabullendim. Kolay olmadığını fark ettim. Yapabileceğimi ama bazen zor olabiliceğini fark ettim.

Yeni yaşım geldiğinden beri en çok özlem duydum. Bir eve özlem duydum. Bir dudağa özlem duydum. Bir göğse özlem duydum. Hatta bir denize özlem duydum. Bisiklete dahi özlem duydum. Bir zil çalışını özlediğimi fark ettim. Beklemeyi özlemişim ben fark ettim.

Gelen yeni yaşım, seni çok seviyorum. Seni bazen kaybetmek isteyeceğim. Bazen senden nefret edeceğim. Sana ağlayacağım. Götür beni isteyeceğim. Belki son verme anına kadar geleceğim. Ama seni çok seviyorum bunu bil tamam mı?

Senden bir çok şey isteyeceğim. En başında sağlık ver bana. İyilik ver. Mutluluk ver. Vazgeçmeyi öğret. Affetmeme yardım et. Bunu yapmayacağım belki. Belki seninle çok sefer bu yüzden kavga edeceğiz. Ama bana yardım et. Mesela bana kendime iyi davranma fırsatı ver.

Seni seveceğim yeni yaşım. Beni sev, olur mu?

Beni kaldırımlarda bul.

Benim seni çok özlüyor oluşumun acımasızlığı dün gece beni yine pek uyutmadı. Sana dair pek çok şey beni uyutmuyor. 10 aydır bir sağa bir sola yalpalıyorum.

Al beni karşına bir koy. Hak ediyor muyum diye bir bak. Nasıl seviyorum seni? Lütfetme. Anlayışla bir bak bana. Trilyonuncu kez söylüyorum ki ben bunu haketmedim.

Koskoca meydanda yanımdan kokun geçti.

Yemin ederim o saniye yıkıldım.

Özledim.

Kaldıramadım.

Başa çıkamadım.

Oturdum yol kenarında ağladım. Umrumda olmadı kimse.

Çok yorulmuşum. Bi koku aldı götürdü beni an’lara.

Alalede bir kaldırımda benim kokum gelsin burnuna yahut ismim çalınsın kulağına. Belki bir parça üzülürsün.

O şarap şişesi açılıp içtiğim zaman başladı her şey.
Ben o sabah, yarım kalan şarabı içtiğim zaman başladı bitişin geri sayımı.

Çok sürmeden bitti.

Bir kalbin ve bir kaldırımın mahkumuyum ben.

Mümkünsüzüz.

Her şeyin mümkün olduğu şu dünyada biz seninle etrafımızı nasıl mümkünsüzlüklerle çevirdik anlamıyorum.

Sevebilmek mümkündü.
İyimserlik mümkündü.
Bir hoş söz, güzel bir bakış mümkündü.
Samimi bir öpüş mümkündü.
Her şeyi bırak bir kenara, gerçekten içten merak edişle bir nasılsın demek dahi mümkündü.

Sen hiçbir şeyi mümkün kılamadın. Beni benimle enkazın içinde yaralarımla bir başıma bıraktın. Ettiğin yemini hiçe saydın. Hadi bana saygın yok da o yemini de mi ağzında yalanlarla ettin?

Yazıklar olsun sana.

Yazıklar olsun bana kendimi soktuğum şu hallere bak.

Hala gülüşün çok güzel.
Gülüşünü gördüğümde mahvolmam hala mümkün.
Mahvoluyorum.

Keşke Rüya Olsaydı.

O şarkı…

O gecenin şarkısı…

Dinlemekten asla bıkmadığım, o geceden sonra, sana kızdığım günlerde klinikte sürekli açıp açıp kendime işkence çektirdiğim o şarkı…
Çalıyor şuan arkada o şarkı.

Midem bulanıyor. Gerçekten. Sanırım üzüntüden. Midem şuan çok bulanıyor. Ağlamıyorum. Tam bu şarkı çalarken beni öptüğün sahne geçiyor. Büyülü bir an gibiydi. Rüya gibiydi.

Rüya olmasını çok isterdim.

Ben çok yoruldum. Anlıyor musunuz? Ben gerçekten çok ama çok yoruldum. Midem bulanıyor. Şuan içimde bir şeyler sökülüyor. Kendime çok kızıyorum.

Nasıl bu kadar aptal olabildim ya?!

Ardından bir şarkı daha çalıyor. Senden sonra düştüğüm bir şarkı.

“Ben seni nasıl sarıp, nasıl seveyim hayalimde, düşümde?”

Sevemiyorum. Allahım işkence çekiyorum ben. Aptallığıma, aşıklığıma yanıyorum. Canım tam şuan çok yanıyor. Gözlerim yanıyor.

Midem bulanıyor.
Rüya değil bunlar.

O şarkı neydi, unuttum deme sakın bana.

Öyle Bir Rüya.

Öyle.

Bir.

Rüya.

Öyle, bir, gerçek.

Son veremiyorum. İçimdeki fırtınayı dindiremiyorum. Canımın acısını dindiremiyorum. Sırtını unutamıyorum. Yüzünü unutamıyorum. Ve sesini.

Sesini unutamıyorum. Unutmak için çabalamıyorum. Unutur gibi olursam, video orada duruyor biliyorum.

Gülüşünü unutamıyorum. Bana yalandan güldüğünde bile çok sevdim o gülüşünü. Ki gerçek gülüşüne nasıl delirdiğimi bir düşün.

Bıktım.

Yanağın hala avucumda.

Dokunuşların…

En çok dokunuşlarını unutamıyorum. Beni öpüşlerin…

Dudaklarının izleri batıyor sanki tenime. Kaç ay geçti insafsız? Kaç su aktı vücudumdan? Nasıl bir öpüş bu silinmiyor tenimden?

Nasıl insafsız bir bakış bu? Gitmiyor gözümün önünden.

Nasıl bir sert bir kaya gibi sırtın, durdu önümde.

Beni vurdun.
Beni öldüremedin.
Beni mahkum ettin.
Hak etmedim.

Unutamıyorum. Silemiyorum hisleri.
Ellerin aklımda, dokunduğun yerlerim…
Gözlerin aklımda, baktığın yerlerim…
Dudakların aklımda, öptüğün her yerim… Acıyor.

Yanağın hala avucumda.

“Seni çok bekledim.” dedin bana. Beklediğin yere geldim. Beni orada bir başıma bırakıp yoluna devam ettin. Sadece soruyorum, doğru mu bu yaptığın?

Benim canım yalnızlığımla çok yandı. Bilmediğim bir yolda, bir başıma… Yol bilmem, iz bilmem, terk edildim.

Çok yalnızlık sevgilim. Çok yalnızlık. Canım çok yanıyor.