Nasıl?

Hayatımı bıraktığım sokaklara geri döndüm. Bambaşka birisi olarak ama eskiyi silemeyen birisi olarak…
Kalbimi bıraktığım evin sokağına gitmemek için debeleniyorum. Oraya adımımı atmamak, bir kere daha görmek için çıldırıyorum. Kendimi çok zor ikna etmeye çalışıyorum.

Ben seni aramadan nasıl dururum? Aynı şehirdeyken seni bir kere olsun görmeden nasıl dayanırım? Geçmişimi nasıl arkamda bırakırım? Nasıl başarırım?

Haydi şimdi merkeze uzak bir yerde kafa dinliyorum. Ya dönünce sana yakın yere. Sana en yakın yere, senin yanına gelmeden nasıl sabrederim? Nasıl yeniden çekip giderim bu şehirden?

Seni düşünmekten ve hayal etmekten çok sıkıldım. Artık baş edememek çok zor. Uzakta, şehirden ve senden uzaktayken her şey bir miktar daha kolay olabiliyordu. Ama burada, yanıbaşında olup seni görememek bu beni çok zorluyor.

Kalbimi bırakıp gittiğim bu şehire geri döndüm. Koşa bir tatil için.. Yeniden gideceğim. Giderken saçlarımı bırakacağım bu sefer. Yüreğim zaten yerini biliyor.

“Bir Kere Dirilmedim”

Küllerimden yeniden doğmam gerekirken, küllerimden yeniden yeniden yanıyorum.
Yanıyor yanıyor, kül oluyorum ve yeniden yanıyorum.

İçimde sana söndüremediğim yangınım var. Hayalin kor olup yeniden tutuşturuyor yangınımı. Gençliğimi yakıyor, beni yakıyor. Korsun sen.

Bir sene daha deviriyoruz her an yeniden alevlenen yangınımla. Seninle. Sensizlikle. Bir seneyi daha doldurmaya çok gibi görünen ama göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman kaldı.

sen yokken yanımda

bin kere öldüm de bir kere dirilmedim ki

unuttum çoktan beri unutmayı

her nefes her soluk hatırlatır

yazmak istesem de elim varmaz

sensizliği ezberledim satır satır

ah bomboş odam kalabalık yalnızlığım

yabancı değil içimden her biri

dert yanarken çatlamış duvarlara

kendim kadar derinini bulamadım

sen giderken durdu dünya

dönmüyor hala

görmedin mi hissedemedin mi ?

sen yokken yanımda

bin kere öldüm de bir kere dirilmedim ki

ah görmedin mi hissedemedin mi?

Yakınına geleceğim zaman susmaksızın öteceğim. Yangın alarmı gibi. İtfaiyeler yetmeyecek bana. Koşturacak insanlar acıma kova kova su taşımak için. Bir sen vefasızlığınla izleyeceksin belki de uzaktan. Ya da yine habersiz geçip gideceksin yanımdan. Görmeyeceksin. Hissedemeyeceksin alevimin sıcaklığını.

Bir kere bile hissedemedin mi? Göremedin mi?

Bin kere öleceğim yine, bir kere olsun dirilmeyeceğim.

Bir Sabah Vakti.

Seni özlediğim sabahlara güneş doğuşuyla açıyorum gözlerimi.
Sana inançlarımı kokluyorum sabahın bir vakti.
Sana inanmışlıklarım nahoş bir kokuda.
Seni beklemelerim sağa dönünce denizle gökyüzünün birleştiği ufuk çizgisinde sızıyor.
Senin benimle ilk iletişimin sızı sızı sızıyor camımdan içeri, sızlatıyor.

Seni hayal ettiğim, seni özlediğim her gecenin bir sabahı, her sabahın bir gecesi var.

Sana geldiğimi düşünüp kendime işkence çektirdiğim yollar var. Sana gelen yollarım var ama hepsi tıkalı. Seni çok özlüyorum. Sana tıkalı yollarımı açabilecek oluşum yok. Canımı yakan çok şey var.

Bir Nefes..

Göğsüme sayısız kurşun darbesi almış gibi hissediyorum. Geriye doğru savruluyorum ama düşmüyorum. Yoğun kan kaybına uğruyorum ama ölmüyorum.

Senin yaşam telaşın mı beni ağlatan yoksa o yerde bensiz yaşadığın hayatın haksızlığı mı bilmiyorum.
Seni özlediğimi iddia edip kendime gecelerimi ve günlerimi zehir ediyorum. Panik atak krizi gibi bazı akşamlarda o kadar şiddetli geliyorsun ki aklıma elimden hiçbir şey gelmeden bağdaş kurup ağlıyorum ellerime bakıp.

Ellerimde yoksun.
Kollarımda yoksun.
Gözümün önünde yoksun.
Burnumda yoksun.
Dudaklarımı saymıyorum bile artık, kaçtır orada da yoksun.

Hepsinin toplamı olup, beni yıkmaya çalışıyorsun.

Bir yerlerde uzaklarda yaşıyorum durmadan.
Sessizce izliyorum uzaktan.
Bir yerlerde senden çok uzakta derin nefesler alıp yavaş yavaş bırakıyorum, sensiz sakinlemeye çalışıyorum.
Hayatımı geri kazanmaya çalışıyorum.

Güzel giden işimi, günlerimi kirletmemekle çalışıyorum.
Seni sevmekten vazgeçmek istiyorum.
Seni özlemek aklıma gelmesin istiyorum.

Bu devran böyle dönmez. Sen de bana dönmezsin. Ben de sana dönmem.
Ben bu girdabın içinde döner dururum da bu devran böyle dönmez.

Bazen sen benim aklıma gelince, ben de geleyim senin aklına, bazen. Bir an olsun gerçekliğim senin nefesini kessin ve yeniden nefese muhtaç etsin.
İçimin yangınını söndürmez ama bir yudum su niyetine ferahlatır.

Gülüşün hala güzel olması beni ferahlatmıyor, daha da kor ateşlerin içine atıp cayır cayır yakıyor.
Hâlâ mı çok güzel gülüyorsun? Hâlâ…

Enkaz.

Güneş hiçbir zaman bizim, ikimizin için doğmadı.
Biz hiç aydınlık olmadık. Aydınlıkta her şeyi elimize yüzümüze bulaştırdık. Hep karanlığın içinde bembeyaz gözlerinin hipnozu oldum. Karanlığın içinde. Akşam vakti hep..

Şimdi güneş aydınlığında senden bir haber hareket halindeki otobüsten yansımamı izliyorum. Seni çok özlüyorum ve seni çok seviyorum. Hâlâ… Çekilip çıkartılabileceğim bir noktada değilim. En azından kendim bunu başarıyorum sanırken her seferinde yenildiğimden buna eminim. Artık senin elin yetiremez kendini bana. İstemediği için..

Şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar boş geçirmişiz. Gel&git ilişkisi. Şimdi bakıyorum ki o seninle boş geçirilmişliğin altına hep duygularımı tıkıştırmışım. Kendimi de arasına kolon niyetine koymuşum. Kendim çatladım ve yıkıldım, sen duygularımın üzerine düştün. Senin altında duygularım ve ben enkaz olduk.

Tutunamadım.

Toparlanamadım.

Kalkamadım.

Aşamadım.

Kürkçü Dükkanına Dönüş

Geri geldim.
Uygulamayı silmiştim, sadece sevdiğim bir kaç yazar yeni yazı yayınladıkça mail geliyordu, onları o şekilde takip ediyordum. Ama artık dayanamadım, geri geldim.

Hayatımda ilk defa kendimi kırmamak için ‘hayır’ kelimesini kullandım ve terk edildim. Üzüldüm çünkü boşa geçirilmiş koskoca 2 ay var. Stresli geçen günleri doldurduğunu düşündüğüm bir insanın boş olması var..

Kader diyerek kabullenmeyi öğrendim bunda da. Belki aklımdaki ile ona ihanet etmeye başlayacaktım. Yol yakınken bir şeylerin bitmesinde de vardır bir hayır.

Burada çok farklı hisler besliyorum. Çok güzel yazan insanları takip ediyorum. Sadece bana acı verdiği ve eski günlerimi çok sık hatırlattığı için kaçıyordum. Şimdi geri geldim. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bir süre buralarda olmayı planlıyorum. “Acım yine dayanılmaz olana kadar”

Sevgiler.

Olsaydı Nasıl Olurdu?

Olsaydı nasıl olurdu?

Olsaydı olmazdı.
Hayatı birbirine zehir edecek olan insanlar olurduk biz. Sen elinden geldiğince kötü davranmak için çabalardın bir çok kere. Ben ise sana aşkımdan her şeye susup, körkütük salak bir halde yanında olmak için yumardım gözlerimi.

Olsaydı olmazdı.

Alakasız anlar, alakasız sahneler. Her gün aklıma gelmenin yolunu mutlaka buluyorsun. Bugün televizyonda seni hatırlatacak gerçeklikler vardı. Belki de sen vardın ama zaman bana o kadar iyi davrandı ki, seni göremeden, haberi görmem ve bitmesi bir oldu.

Olsaydı olmazdı. Olsun.

Ben şehri tüm yükleriyle terk etmişken, gelip geçerken bir zamanki varlığım gözüne takılıyor mu acaba? Ben orada oturuyordum hani. Ben telefonunu açıyordum hani. Hani günaydın diyordum ya ben. Hani sana yardım ediyordum. Hani gözlerinin içine bakıyordum.

Olsaydı olmazdı.

Yoruldum dediğim anlarda hayaletin süzülüp geçiyor içimden. Sırtımda dolaşıyor sanki elin. “Buradayım ben. Yorulsan da, bitsin istesen de, ben buradayım” diyor. Bu bir teselli veya yük hafifletici bir destek değil. Bence zevk alıyor kafamda kurduğum hayaletin bana yaptıklarından.

Olsaydı olmazdı.

Evinde otururken, televizyon açıkken ve hatta tam uykuya dalmak üzereyken ben aklına geliyorumdur büyük ihtimal. Veya nöbet sırasında, şöyle bir geçerken muhakkak, bak muhakkak diyorum çünkü eminim, gözün takılıyor oraya ve aklından şöyle bir geçiyorumdur. Aklına geliyorumdur ve geçiyorumdur ama umursanmıyorumdur her zamanki gibi. Saniyelik işte. Biliyorum. Muhakkak. Öyle boş bir akla geliş.

Olsaydı olmazdı.

Ben seni şu kadar kaldıramadım, sene devirdim de unutamadım, günlerimi sana tamamen adadım bir de olsun diye mi çalışacaktım?

İyi ki olmadı.

Ama seni çok özlüyorum. Bu özlemin ne zaman geçeceğini hala çok kavrayamadım ama seni çok özlüyorum. Yarın sabah uyanırsam yine çok özleyeceğim ama bastıracağım biliyorum. Hatta şuan bile bastırıyorum. Ama seni çok özledim ben. Neleri özlediğimi yeniden sıralamayacağım ama seni çok özledim. Bil isterdim. İçim biliyor ya… Ben biliyorum ya… Şahidim var ya… Bil isterdim ki seni çok özledim. Ben seni çok sevdim ve çok özledim.

Bıkkınlıklar Üzerine Bir Demeç / 01.04.2019

Arşivden.
Beni korumaya, arkamda durmaya cesaretin ve isteğin olsaydı bizden güzeli olmazdı.
Şimdi bizden kötüsü yok, gidecek yönüm kalmadı. Tabanlarım kanadı sana koşmaktan, dönüp 1 kez elimi tutmaya yeltenmedin.
Tükettin ama direniyorum bu da benim ayıbım hep kendime.

O duvardan şu duvara vuruyorum kafamı, hadi yardımcı ol bana yetmiyor gücüm. Sana ihtiyaç duyuyorum, duymuyor musun? Senin duvarlarında kaldı kanlarım, temizlesene ayıp olmasın gelenlere. Kurtarsana bu illetten ikimizi de. Benim yetmiyor gücüm işte anlasana. Anlamıyor musun? Anlayamıyorsun.

O aklın nerelerde geziyor bilmiyorum. Şarkıyı yüztrilyonuncu kez dinliyorum. Bıkmadı hala şu kulaklarım, kanamadı hala. Sesini unutmayayım diye videonu trilyonlarca izliyorum, bundan da bıkmıyorum mesela. Fotoğraflarına bakıp gülüşüne kafamı çarparak kendimi kanatmaktan da bıkmıyorum. Ben bu kadar güzel bıkmazlıklar içinde yüzerken senin beni umursamayışının bıkmazlığından kusuyorum.

Şarabın kırmızısını seninle daha çok seviyorum. Senin ağzının tadıyla daha çok seviyorum. İçtiğim şaraplar bir tat vermiyor artık. Kırmızı öyle kırmızı değil işte sevgilim. Bu kırmızılar vurgunluğumun rengi. Acı rengi. Sanki kadehim kalitesiz bir şarapla dolu gibi. Şimdi fark ettim, şarap değil kanımmış içtiğim. Haydi gel içimi temizleyelim.

Sana kötü bir şey söylemedim ki ben. Aşığım dedim. Bu bilinen bir şeydi. Ah bu mu korkuttu seni? Kıyamam. Sen korkaksın biliyorum da bu acımasızlığın içinden manipülasyonlarınla sıyrılışın korkaklığını öyle bir gizliyor ki neye inanacağımı şaşırıyorum.

Haydı gel içime sevgilim, çeyrekten yarıma dönüşürüz belki hiç tamamlanamayacak olan biz ikimiz. Sana asla karşı koyamacağımı bilmenin şerefine yapıyorsun bunu biliyorum. Gülüyorum, görüyor musun?

Gör.

GÖRMEDİ.

Ler’ler / Lar’lar.

Şimdi arkanıza yaslanır mısınız lütfen? Az sonra aklınız biraz karışabilir.

Bir zamanlar içinde bulunmuş olduğum yerleri düşününce aklım hayalim duruyor sanki.

Koskoca 2 buçuk sene geçirdiğim o hastanede böyle bir şey yaşayacağım aklıma gelmezdi ama oldu işte. 2 senenin ardındaki o buçuk senede oldu her şey. O gelmiş, onunla tanıştım.
İlk karşılaşmamız, selamlaşmamız, odada sohbet edişimiz, sonraki zamanlarda bana ikramı, günaydınlar, iyi akşamlar, iyi nöbetler… Öğretiler, idare edişler, iş teslim edişler, gülüşmeler, kızgınlıklar, sigaraya davetler…

Seviye atlayıp akşam nasılsın yazmalar, 2 hafta sonra daha büyük seviye atlayıp buluşmaya karar vermeler, eve gitmeyi kabul etmeler, hoş geldinler, seni çok bekledimler, seni daha öpemedim bileler, şaraplar, pizzalar, öpüşmeler, dokunuşlar, ilerlemeler, uyumalar, üşümeler, sarılışlar, uyku arasında öpücükler, uyanışlar, aç kalışlar, bütün gün uyuklamalar, eve dönüşler, 2 hafta görüşmemeler, tekrar görüşmeler, krizler, umutsuzluklar, inkarlar, çok hoşlanıyorumlar, eyyvah ben aşık oldumlar, anlatışlar, habersiz ayrılışlar, araya 2 ay girmeler, çok özlemeler, kendini mahvetmeler, dönünce bir daha karşılaşmalar, ararsam benimle konuşur musunlar, konuşmalar, görüşmeler, öpüşmeler, dokunuşlar, sarılışlar, ilerlemeler, 2 hafta görüşmemeler, restler, kapıya dayanmak istemeler, bir şey yapamamaklar, kendini mahvetmeler, her gün her saat ağlamaklar, her akşam içmeler, ağlamalar, itiraflar, restler, hakaretler, bir daha asla konuşmamalar yaşadık.

Ve bir daha konuşmadık.
Ve bir daha görüşmedik.

Onu görmeyeli olmuştu biraz. Kızgındım ve kırgındım. Bir akşam tüm kırıklığım ile aradığımda hakaretler işittim. Ona son cümlem şuydu: “Hala kendime saygımı yoksayıp sana bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum ya buna da gülersin sana gelmelerime güldüğün gibi.”

Bir daha görüşmedik, konuşmadık, tesadüfen dahi karşılaşmadık. Ben kaçtığım şehre geri dönmek zorunda kaldım. Her günümü ağlayarak geçirdim. Sigarayı bıraktım, alkolü bıraktım. Oraya geçenlerde 1 haftalığına gitmek zorunda kaldım. Hastaneden uzak durdum, sokağına gitmedim ama sokağının karşısından geçerken, tanıdığım yolu ve beni karşılağı o yeri görünce biraz yıkıldım.
Tarihleri aklıma kazıdım. Yaptıklarımı aklıma kazıdım. Unutma dedim kendime, yaptıklarını unutma. Ama yaptığım şeyleri unutmadıkça onu da unutamadığımı fark ettim. Olayları nasıl dengeleyeceğimi ve savaşmayı nasıl bırakacağımı bilmiyorum. İçimdeki o, ben, ve aklımdakilerle sürekli bir savaş halindeyiz. Bilemiyorum maalesef. Benimle yaşamasına izin veriyorum şuan. Çok büyük kandırıldım ve oynatıldım. Hep akıllı olduğumu sanıyordum, tahmin edersiniz ki bununla yüzleşince insan pek ayakta kalamıyor.
İyileşmek zorunda olduğumu biliyorum. Yazmak istediğim için yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Okumanız beni çok memnun ediyor, hatta yazdığınız güzel yorumlar beni ağlatıyor. (Belki bu şu aralar yine çok duygusal olduğum içindir)

Geçen gün blogspotta ona yazıklarımı buldum. Buraya geçireceğim onları tarihle. Burada yaşasınlar. Bilin.

Bir de, küpem sende kalmış. Onu görünce hiç düşünmedin mi?

Benim elim hep kulağımda.

Ulaşamadım.

Seni tanıyorum, ulaşabilirim.

Adını biliyorum, ulaşabilirim.

Sokağını biliyorum, ulaşabilirim.

Kapını biliyorum, ulaşabilirim.

Odanı biliyorum, ulaşabilirim.

Yatağını biliyorum, ulaşabilirim.

Kalbini bilemedim, ulaşamam.

Dudaklarını biliyorum, öpüp ulaşabilirim.

Aklını bilemedim, ulaşamam.

Ansızın bir gece evine ulaşıp kapını çalabilirim.

Ansızın öpebilirim seni, gözlerine değebilirim.

Ama kalbine ve aklına ulaşamam. Giremem oradan içeri. Kabul etmiyorsun beni. Etmedin. Edemeyeceksin. Ulaşamadım. Ulaşamamış olmama yanalım.