“Bir Kere Dirilmedim”

Küllerimden yeniden doğmam gerekirken, küllerimden yeniden yeniden yanıyorum.
Yanıyor yanıyor, kül oluyorum ve yeniden yanıyorum.

İçimde sana söndüremediğim yangınım var. Hayalin kor olup yeniden tutuşturuyor yangınımı. Gençliğimi yakıyor, beni yakıyor. Korsun sen.

Bir sene daha deviriyoruz her an yeniden alevlenen yangınımla. Seninle. Sensizlikle. Bir seneyi daha doldurmaya çok gibi görünen ama göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman kaldı.

sen yokken yanımda

bin kere öldüm de bir kere dirilmedim ki

unuttum çoktan beri unutmayı

her nefes her soluk hatırlatır

yazmak istesem de elim varmaz

sensizliği ezberledim satır satır

ah bomboş odam kalabalık yalnızlığım

yabancı değil içimden her biri

dert yanarken çatlamış duvarlara

kendim kadar derinini bulamadım

sen giderken durdu dünya

dönmüyor hala

görmedin mi hissedemedin mi ?

sen yokken yanımda

bin kere öldüm de bir kere dirilmedim ki

ah görmedin mi hissedemedin mi?

Yakınına geleceğim zaman susmaksızın öteceğim. Yangın alarmı gibi. İtfaiyeler yetmeyecek bana. Koşturacak insanlar acıma kova kova su taşımak için. Bir sen vefasızlığınla izleyeceksin belki de uzaktan. Ya da yine habersiz geçip gideceksin yanımdan. Görmeyeceksin. Hissedemeyeceksin alevimin sıcaklığını.

Bir kere bile hissedemedin mi? Göremedin mi?

Bin kere öleceğim yine, bir kere olsun dirilmeyeceğim.

Bir Sabah Vakti.

Seni özlediğim sabahlara güneş doğuşuyla açıyorum gözlerimi.
Sana inançlarımı kokluyorum sabahın bir vakti.
Sana inanmışlıklarım nahoş bir kokuda.
Seni beklemelerim sağa dönünce denizle gökyüzünün birleştiği ufuk çizgisinde sızıyor.
Senin benimle ilk iletişimin sızı sızı sızıyor camımdan içeri, sızlatıyor.

Seni hayal ettiğim, seni özlediğim her gecenin bir sabahı, her sabahın bir gecesi var.

Sana geldiğimi düşünüp kendime işkence çektirdiğim yollar var. Sana gelen yollarım var ama hepsi tıkalı. Seni çok özlüyorum. Sana tıkalı yollarımı açabilecek oluşum yok. Canımı yakan çok şey var.

Bir Nefes..

Göğsüme sayısız kurşun darbesi almış gibi hissediyorum. Geriye doğru savruluyorum ama düşmüyorum. Yoğun kan kaybına uğruyorum ama ölmüyorum.

Senin yaşam telaşın mı beni ağlatan yoksa o yerde bensiz yaşadığın hayatın haksızlığı mı bilmiyorum.
Seni özlediğimi iddia edip kendime gecelerimi ve günlerimi zehir ediyorum. Panik atak krizi gibi bazı akşamlarda o kadar şiddetli geliyorsun ki aklıma elimden hiçbir şey gelmeden bağdaş kurup ağlıyorum ellerime bakıp.

Ellerimde yoksun.
Kollarımda yoksun.
Gözümün önünde yoksun.
Burnumda yoksun.
Dudaklarımı saymıyorum bile artık, kaçtır orada da yoksun.

Hepsinin toplamı olup, beni yıkmaya çalışıyorsun.

Bir yerlerde uzaklarda yaşıyorum durmadan.
Sessizce izliyorum uzaktan.
Bir yerlerde senden çok uzakta derin nefesler alıp yavaş yavaş bırakıyorum, sensiz sakinlemeye çalışıyorum.
Hayatımı geri kazanmaya çalışıyorum.

Güzel giden işimi, günlerimi kirletmemekle çalışıyorum.
Seni sevmekten vazgeçmek istiyorum.
Seni özlemek aklıma gelmesin istiyorum.

Bu devran böyle dönmez. Sen de bana dönmezsin. Ben de sana dönmem.
Ben bu girdabın içinde döner dururum da bu devran böyle dönmez.

Bazen sen benim aklıma gelince, ben de geleyim senin aklına, bazen. Bir an olsun gerçekliğim senin nefesini kessin ve yeniden nefese muhtaç etsin.
İçimin yangınını söndürmez ama bir yudum su niyetine ferahlatır.

Gülüşün hala güzel olması beni ferahlatmıyor, daha da kor ateşlerin içine atıp cayır cayır yakıyor.
Hâlâ mı çok güzel gülüyorsun? Hâlâ…

Enkaz.

Güneş hiçbir zaman bizim, ikimizin için doğmadı.
Biz hiç aydınlık olmadık. Aydınlıkta her şeyi elimize yüzümüze bulaştırdık. Hep karanlığın içinde bembeyaz gözlerinin hipnozu oldum. Karanlığın içinde. Akşam vakti hep..

Şimdi güneş aydınlığında senden bir haber hareket halindeki otobüsten yansımamı izliyorum. Seni çok özlüyorum ve seni çok seviyorum. Hâlâ… Çekilip çıkartılabileceğim bir noktada değilim. En azından kendim bunu başarıyorum sanırken her seferinde yenildiğimden buna eminim. Artık senin elin yetiremez kendini bana. İstemediği için..

Şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar boş geçirmişiz. Gel&git ilişkisi. Şimdi bakıyorum ki o seninle boş geçirilmişliğin altına hep duygularımı tıkıştırmışım. Kendimi de arasına kolon niyetine koymuşum. Kendim çatladım ve yıkıldım, sen duygularımın üzerine düştün. Senin altında duygularım ve ben enkaz olduk.

Tutunamadım.

Toparlanamadım.

Kalkamadım.

Aşamadım.

Kürkçü Dükkanına Dönüş

Geri geldim.
Uygulamayı silmiştim, sadece sevdiğim bir kaç yazar yeni yazı yayınladıkça mail geliyordu, onları o şekilde takip ediyordum. Ama artık dayanamadım, geri geldim.

Hayatımda ilk defa kendimi kırmamak için ‘hayır’ kelimesini kullandım ve terk edildim. Üzüldüm çünkü boşa geçirilmiş koskoca 2 ay var. Stresli geçen günleri doldurduğunu düşündüğüm bir insanın boş olması var..

Kader diyerek kabullenmeyi öğrendim bunda da. Belki aklımdaki ile ona ihanet etmeye başlayacaktım. Yol yakınken bir şeylerin bitmesinde de vardır bir hayır.

Burada çok farklı hisler besliyorum. Çok güzel yazan insanları takip ediyorum. Sadece bana acı verdiği ve eski günlerimi çok sık hatırlattığı için kaçıyordum. Şimdi geri geldim. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bir süre buralarda olmayı planlıyorum. “Acım yine dayanılmaz olana kadar”

Sevgiler.

Unuturum ama hatırlarım.

Sana karşı bir savaştayım da zaten kaybedeceğim diye baştan yenilip silahlarımı bırakmış bekliyorum. Her darbende yaralanıyorum. Ölmüyorum.

Aslında rahatım. Ben seni her şekilde aşarım. Uyurum şimdi, yarın sabah kalkarım. İşime&gücüme odaklanırım. Sadece biraz uykusuz kalırım. Ben seni her şekilde aşarım.

Yüzde yüz unutmalar yok bu dünyada. Ben senden parçalar taşıyorum bendimde. Ben senin benim olmayışını kabul ettiğimde çok acımıştım. Erkenden oldu bu ama çok uzun süre acıttı. Kabullenmek unutmanın bir parçası bence.

Seni unuttuğumu düşünüyorum. Seni unuttum. Sadece hatırlıyorum.

Seni hatırlıyorum. Gözlerime baktığın gözlerini, bakışlarını hatırlıyorum. Öyle rahat vicdanınla hatırlıyorum. Senin için ağlayan mı varmış, umursanması gereken birisi mi varmış hiiç umurunda olmamanı hatırlıyorum. Senin umarsızlığını hatırlıyorum.

Yalanlarını, sahte sözlerini, kandırır öpüşlerini hatırlıyorum.

Seni hep bir sahtekar, umarsız, vicdanı rahat sanan ama vicdansız olarak hatırlayacağım. Mutsuzluk kelimesinin karşına, ilk sıraya ismini kazıdım. Unuturum ama hep hatırlayacağım.

Bana döndüğün kaya gibi sırtını hayranlıkla izlediğimle hatırlayacağım. Öpmeye çalıştığım dudaklarını, okşamaya çalıştığım ellerini tutmak isteyen ellerimi ittirmelerinin umarsızlığını hatırlayacağım. Boş boş bakan gözlerini aşkla bakmalarımla hatırlayacağım.

Sana inanmayı seçen saf kalbim ve aklımla oynadığın kurnaz oyunlarla hatırlayacağım seni. Aramanı ve yazmanı bembeyaz temizlikle bekleyen zamanımı çalan haysiyetsizliğinle hatırlayacağım.

‘Nasıl kolay olabilir hayatına devam etmen’ler ile hatırlayacağım. Senin yüzünden hayatının en boktan dönemini geçiren kadından habersiz olmanla hatırlayacağım.

Sırf alkollüyken kaldırabildiğim için alkolik muamelesi göstermen ile hatırlayacağım.

“Her şey çok farklı olabilirdi”lerle kafamı çarptığım duvarların görüntüsüyle hatırlayacağım.

Kısıtlı vakitlerimizi saçma sapan insanlarla muhabbet ederek geçirmen ve bundan rahatsızlık duymamanla hatırlayacağım.

Ben seni unuturum ama hatırlarım. Sen beni hiç unutama, hep hatırla.

Olsaydı Nasıl Olurdu?

Olsaydı nasıl olurdu?

Olsaydı olmazdı.
Hayatı birbirine zehir edecek olan insanlar olurduk biz. Sen elinden geldiğince kötü davranmak için çabalardın bir çok kere. Ben ise sana aşkımdan her şeye susup, körkütük salak bir halde yanında olmak için yumardım gözlerimi.

Olsaydı olmazdı.

Alakasız anlar, alakasız sahneler. Her gün aklıma gelmenin yolunu mutlaka buluyorsun. Bugün televizyonda seni hatırlatacak gerçeklikler vardı. Belki de sen vardın ama zaman bana o kadar iyi davrandı ki, seni göremeden, haberi görmem ve bitmesi bir oldu.

Olsaydı olmazdı. Olsun.

Ben şehri tüm yükleriyle terk etmişken, gelip geçerken bir zamanki varlığım gözüne takılıyor mu acaba? Ben orada oturuyordum hani. Ben telefonunu açıyordum hani. Hani günaydın diyordum ya ben. Hani sana yardım ediyordum. Hani gözlerinin içine bakıyordum.

Olsaydı olmazdı.

Yoruldum dediğim anlarda hayaletin süzülüp geçiyor içimden. Sırtımda dolaşıyor sanki elin. “Buradayım ben. Yorulsan da, bitsin istesen de, ben buradayım” diyor. Bu bir teselli veya yük hafifletici bir destek değil. Bence zevk alıyor kafamda kurduğum hayaletin bana yaptıklarından.

Olsaydı olmazdı.

Evinde otururken, televizyon açıkken ve hatta tam uykuya dalmak üzereyken ben aklına geliyorumdur büyük ihtimal. Veya nöbet sırasında, şöyle bir geçerken muhakkak, bak muhakkak diyorum çünkü eminim, gözün takılıyor oraya ve aklından şöyle bir geçiyorumdur. Aklına geliyorumdur ve geçiyorumdur ama umursanmıyorumdur her zamanki gibi. Saniyelik işte. Biliyorum. Muhakkak. Öyle boş bir akla geliş.

Olsaydı olmazdı.

Ben seni şu kadar kaldıramadım, sene devirdim de unutamadım, günlerimi sana tamamen adadım bir de olsun diye mi çalışacaktım?

İyi ki olmadı.

Ama seni çok özlüyorum. Bu özlemin ne zaman geçeceğini hala çok kavrayamadım ama seni çok özlüyorum. Yarın sabah uyanırsam yine çok özleyeceğim ama bastıracağım biliyorum. Hatta şuan bile bastırıyorum. Ama seni çok özledim ben. Neleri özlediğimi yeniden sıralamayacağım ama seni çok özledim. Bil isterdim. İçim biliyor ya… Ben biliyorum ya… Şahidim var ya… Bil isterdim ki seni çok özledim. Ben seni çok sevdim ve çok özledim.

Geçmiş Zamandayım.

Alalade anlarda gözlerime doluyorsun.
21 gün mucizesini arıyorum.
Gözlerim fener gibi ışıldırken karanlıkta ellerini arıyorum.
Kalbimde kelebekler, sıcacık göğsünü arıyorum.
Lâl olmuş dudaklarım, sözlerini arıyorum.
Ak alnımla dudaklarını arıyorum.
Kilitlenmiş ayaklarımla kaybettiğim evimin yolunu arıyorum.
Her sese sağır olmuş kulaklarımla aah o sesini arıyorum.
28 dişimi parlatmış, burnunu arıyorum.
Göğsümde çarpıntıyla gözlerini arıyorum.
Aklımda aşkımla seni arıyorum.
Yüzümde vicdanımla hakkımı arıyorum.

Haniydi 21 günde sönerdi mum alevi? Hani?
Aklımda seninle 1 sene 1 ay devirdim. Yemin olsun hiç anlamadım nasıl geçti. Hangi ara bıraktım seni o koltukta uyurken, çektim kapıyı ardımdan gittim? Hangi ara son görüşümdü o gece seni? Dün gibi.
Hangi ara göremedim bir daha yüzünü, ellerini, sırtını? Hangi ara hissedemedim nefesini? 1 seneymiş. Vah.

Gözlerimi, kalbimi, dudaklarımı, ayaklarımı, kulaklarımı, dişlerimi, göğsümü, aklımı, aşkımı, yüzümü sende o gece o koltukta bıraktım, ardımdan kapıyı çekip çıktım. Bir daha geri dönüp alamadım. O koltuğun üstünde hala bekliyorlar mı beni? Bilmiyorum. Sen beni beklemiyorsun biliyorum. Onları orada görüyor musun? Bilmiyorum. Görüyorsan ne geçiyor aklından benimle ilgili?

Seni çok özlüyorum. Çoğu zaman dolup taşıyorum. Elimden bir şey gelmiyor. Yenilgilerim o kadar çok ki sana karşı, ağır geliyor. Özlemin ağır geliyor. Düşünlerim ağır geliyor. Yağmur gibi yağmak istiyorum evinin içine. Camına vurmak istiyorum tık tık tık diye. Duy sesimi, aç camı istiyorum. Süzüleyim evinin içine. Giyineyim çıplak üzerime sende bıraktıklarımı.
Ya da, dışarıda yüzüne vurayım kendimi. Tüm gerçekliğimle ben vurayım yüzüne. Dolup taştığım aşkımla vurayım… Islatayım seni. Bir varlığım olsundu hayatında. Bir hatıram olsundu. Gözlerimdeki yağmurları görmemenle beraber yağsaydım’dı.
Geçmiş zaman eklerine mahkum olmaktı.

Özlüyorum ama elim kolum bağlı. Özlüyorum ama varlıksız, tekinsiz, nefessiz. Sadece öylece kendi köşemde özlüyorum demekle kalıyorum. Kendi kendime üzülüyorum.

Kendimi sadece iyi hissetmiyorum.

Nasıl iyi, mutlu, kızgın, üzgün hissedileceğini unutmuş gibiyim.
Terapistim ne hissettin dediğinde bilmiyorum, kendimi sadece iyi hissetmiyorum diyorum. Kendimi sadece iyi hissetmiyorum. Kendimi sadece kötü gibi bir şey hissediyorum. Bu kötünün tarifini yapamıyorum.

Beni aklınızda somurtkan, sürekli ağlayan, hayattan gram zevk almayan biri olarak mı hayal ediyorsunuz? Ben öyle değilim.
Size biraz kendimden bahsedeyim. Her sabah 6’da uyanıyorum. Çoğu zaman huzursuz uyansam da bazı sabahlar normal de uyanıyorum. İş yerime yüksek enerji ile giriyorum. Herkese günaydın ve 32 diş gülüş dağıtıyorum. Yoğun çalışma tempomun arasında ben, dinlenme odasına veya soyunma odasına girip ağlıyorum. Bazen kahkahalar atıyorum
İşi öyle böyle bitiriyorum. Etrafıma olumsuzluk yaymayı çok sevmiyorum. Bunu genelde evde yapıyorum.
Bazen otobüste kendimi tutamayıp ağlıyorum.
Sabahları işe giderken Nihat Sırdar ve akşam iş çıkışı Serdar Trafikte dinliyorum radyoda. Toplu taşımada gülünce komik oluyor bazen ama çok umursamıyorum.

Dansa gidiyorum. Tango. 1 ay oldu. Çok etkileyici geçiyor. Haftada 2 gün dersim var. Kafam dağılıyor iyi oluyor.
Annemi çok seviyorum ama anneme çok kızıyorum. Babamdan çoğu zaman nefrer ediyorum. Babama evren kadar kızıyorum ama elimden bir şey gelmiyor.

Artık çok sık kitap okuyamıyorum sanırım beynim duraklama döneminde. Yalnız başımla ben sinemaya gidiyoruz arada.

Yani ben kendime, kendimi iyi hissettirmek için bir şeyler yapıyorum. Ama bu nasıl hissettiriyor biliyor musunuz? Boşa kulaç atmak gibi. Girdap beni yuttu bir kere, yukarıya çıkmak için çırpınmak sadece enerjimi tüketiyor gibi.
Ben çabalıyorum ama ben kabul edemiyorum da bazen.

Babama kızmaktan alamıyorum kendimi. Beni mahveden hiç gerçek bir hâle bürünmeyen sevgilimi özlemekten alamıyorum kendimi. Dudakları, evleri, gözleri, kirpikleri, dokunuşları, yastıkları özlemeden duramıyorum.

Size yazmayı seviyorum. Sizin bunları okuyor olmanızı seviyorum. Sizi okumayı seviyorum.

Tam 1 senedir değil, tam 10 senedir böyleyim. Bazen duraklama dönemine ve depresyonum son 6 senedir yer etti kendine. Sadece tam 1 ve sene önce bu gece yaşanan olaylar silsilesi son 1 senedir ve daha daha daha beter hissetmemi sağladı. 09.10.2018 gecesi. Seni asla unutmayacağım. Şimdi otobüste müzik dinliyorum. Ama o geceki şarkıları dinlemeye cesaret edemiyorum. Kalbim çok sıkışıyor.

Özlüyorum.
Kendi iyi hissetmiyorum.
Gülüyorum.
Ağlıyorum.

Acılarımın Adı Sensin. / 25.03.2019

Arşivden.

Uyuyordun. Hemen yanımda. Burnunda et var, horluyorsun. Horultun beni uyutmuyor, bunu söylüyorum diye şikayetçiyim sanma, bundan hiç şikayetçi değilim. Nefes alışverişlerin beni rahatlatıyor, bunu bilmiyorsun. Uyurken uzak olmuyorsun benden. Farklı diyarlarda geziyorsun o an ama utanmadan istediğim kadar izleyebiliyorum seni. Kirpiklerini sayıyorum bıkmadan, nefes alıp verdikçe açılıp kapanan dudaklarını seyrediyorum, bilmiyorsun.

Evinin içinde yaktın sen beni. Acımasızdım kabul. Seni kaybetmek benim hatamdı. Ama kabul etmelisin ki kendimi suçlamam için manipüle ettin beni. Sana karşı ilk kanışımı fark ettiğimde çok kızmıştım kendime. Ama defalarca düşürdün beni o yangına. Yaktın beni gözlerimin içine baka baka. Sana aşkımı itiraf ettiğimde, boş boğazlığımın nedenini anlatırken o kadar sıcak baktın ki bana, inandım beni ısıtacağına. Meğersem o sıcaklık beni yakıyormuş, sonra fark ettim.

Senden nasıl geçerim bilmiyorum. Bırakmak, bitirmek istemiyorum. Mazoşistçe geliyor biliyorum, sen de bundan memnun olursun. Kendime bunu neden yapıyorum bilmiyorum ama beni yakman ne kadar rahatsız edici olsa da buna katlanmak istiyorum.

Seni tamamen kaybettim, bir daha samimiyetle tutmayacaksın ellerimi biliyorum. Ama seni o kadar çok özlüyorum ki samimiyetsizliğin ve manipülatörlüğünle sana katlanmaya devam etmek istiyorum. Canım acıya acıya, etlerim yana yana sana gelmeye devam edeceğim sanırım.

Bir kadının bu hale düşmesi çok acınası değil mi? Çok acınası. Neden kabulleniyorum bunu bilmiyorum. Kendime çok acıyorum. Aşığım sana. Takıntı olmadığının da farkındayım. Geçemiyorum senden, elimi kolumu bağladın.

Öpüyorsun beni, iyileşiyorum sanıyorum ama her öpüşün, her dokunuşunda içimde sayamadığım daha fazla yara açılıyor. Kendimi senden kurtaramayacağım biliyorum. Sen benden gidersen daha da kötü olurum biliyorum. Nasıl hallederim bilmiyorum.

Senden şuan tek istediğim, bana seninle biraz daha zaman ver. Şuan hazır değilim.

Vermedi. Hazır değildim evet, hala aşamadım ve alışamadım ama yaşıyorum.