Unuturum ama hatırlarım.

Sana karşı bir savaştayım da zaten kaybedeceğim diye baştan yenilip silahlarımı bırakmış bekliyorum. Her darbende yaralanıyorum. Ölmüyorum.

Aslında rahatım. Ben seni her şekilde aşarım. Uyurum şimdi, yarın sabah kalkarım. İşime&gücüme odaklanırım. Sadece biraz uykusuz kalırım. Ben seni her şekilde aşarım.

Yüzde yüz unutmalar yok bu dünyada. Ben senden parçalar taşıyorum bendimde. Ben senin benim olmayışını kabul ettiğimde çok acımıştım. Erkenden oldu bu ama çok uzun süre acıttı. Kabullenmek unutmanın bir parçası bence.

Seni unuttuğumu düşünüyorum. Seni unuttum. Sadece hatırlıyorum.

Seni hatırlıyorum. Gözlerime baktığın gözlerini, bakışlarını hatırlıyorum. Öyle rahat vicdanınla hatırlıyorum. Senin için ağlayan mı varmış, umursanması gereken birisi mi varmış hiiç umurunda olmamanı hatırlıyorum. Senin umarsızlığını hatırlıyorum.

Yalanlarını, sahte sözlerini, kandırır öpüşlerini hatırlıyorum.

Seni hep bir sahtekar, umarsız, vicdanı rahat sanan ama vicdansız olarak hatırlayacağım. Mutsuzluk kelimesinin karşına, ilk sıraya ismini kazıdım. Unuturum ama hep hatırlayacağım.

Bana döndüğün kaya gibi sırtını hayranlıkla izlediğimle hatırlayacağım. Öpmeye çalıştığım dudaklarını, okşamaya çalıştığım ellerini tutmak isteyen ellerimi ittirmelerinin umarsızlığını hatırlayacağım. Boş boş bakan gözlerini aşkla bakmalarımla hatırlayacağım.

Sana inanmayı seçen saf kalbim ve aklımla oynadığın kurnaz oyunlarla hatırlayacağım seni. Aramanı ve yazmanı bembeyaz temizlikle bekleyen zamanımı çalan haysiyetsizliğinle hatırlayacağım.

‘Nasıl kolay olabilir hayatına devam etmen’ler ile hatırlayacağım. Senin yüzünden hayatının en boktan dönemini geçiren kadından habersiz olmanla hatırlayacağım.

Sırf alkollüyken kaldırabildiğim için alkolik muamelesi göstermen ile hatırlayacağım.

“Her şey çok farklı olabilirdi”lerle kafamı çarptığım duvarların görüntüsüyle hatırlayacağım.

Kısıtlı vakitlerimizi saçma sapan insanlarla muhabbet ederek geçirmen ve bundan rahatsızlık duymamanla hatırlayacağım.

Ben seni unuturum ama hatırlarım. Sen beni hiç unutama, hep hatırla.

Olsaydı Nasıl Olurdu?

Olsaydı nasıl olurdu?

Olsaydı olmazdı.
Hayatı birbirine zehir edecek olan insanlar olurduk biz. Sen elinden geldiğince kötü davranmak için çabalardın bir çok kere. Ben ise sana aşkımdan her şeye susup, körkütük salak bir halde yanında olmak için yumardım gözlerimi.

Olsaydı olmazdı.

Alakasız anlar, alakasız sahneler. Her gün aklıma gelmenin yolunu mutlaka buluyorsun. Bugün televizyonda seni hatırlatacak gerçeklikler vardı. Belki de sen vardın ama zaman bana o kadar iyi davrandı ki, seni göremeden, haberi görmem ve bitmesi bir oldu.

Olsaydı olmazdı. Olsun.

Ben şehri tüm yükleriyle terk etmişken, gelip geçerken bir zamanki varlığım gözüne takılıyor mu acaba? Ben orada oturuyordum hani. Ben telefonunu açıyordum hani. Hani günaydın diyordum ya ben. Hani sana yardım ediyordum. Hani gözlerinin içine bakıyordum.

Olsaydı olmazdı.

Yoruldum dediğim anlarda hayaletin süzülüp geçiyor içimden. Sırtımda dolaşıyor sanki elin. “Buradayım ben. Yorulsan da, bitsin istesen de, ben buradayım” diyor. Bu bir teselli veya yük hafifletici bir destek değil. Bence zevk alıyor kafamda kurduğum hayaletin bana yaptıklarından.

Olsaydı olmazdı.

Evinde otururken, televizyon açıkken ve hatta tam uykuya dalmak üzereyken ben aklına geliyorumdur büyük ihtimal. Veya nöbet sırasında, şöyle bir geçerken muhakkak, bak muhakkak diyorum çünkü eminim, gözün takılıyor oraya ve aklından şöyle bir geçiyorumdur. Aklına geliyorumdur ve geçiyorumdur ama umursanmıyorumdur her zamanki gibi. Saniyelik işte. Biliyorum. Muhakkak. Öyle boş bir akla geliş.

Olsaydı olmazdı.

Ben seni şu kadar kaldıramadım, sene devirdim de unutamadım, günlerimi sana tamamen adadım bir de olsun diye mi çalışacaktım?

İyi ki olmadı.

Ama seni çok özlüyorum. Bu özlemin ne zaman geçeceğini hala çok kavrayamadım ama seni çok özlüyorum. Yarın sabah uyanırsam yine çok özleyeceğim ama bastıracağım biliyorum. Hatta şuan bile bastırıyorum. Ama seni çok özledim ben. Neleri özlediğimi yeniden sıralamayacağım ama seni çok özledim. Bil isterdim. İçim biliyor ya… Ben biliyorum ya… Şahidim var ya… Bil isterdim ki seni çok özledim. Ben seni çok sevdim ve çok özledim.

Geçmiş Zamandayım.

Alalade anlarda gözlerime doluyorsun.
21 gün mucizesini arıyorum.
Gözlerim fener gibi ışıldırken karanlıkta ellerini arıyorum.
Kalbimde kelebekler, sıcacık göğsünü arıyorum.
Lâl olmuş dudaklarım, sözlerini arıyorum.
Ak alnımla dudaklarını arıyorum.
Kilitlenmiş ayaklarımla kaybettiğim evimin yolunu arıyorum.
Her sese sağır olmuş kulaklarımla aah o sesini arıyorum.
28 dişimi parlatmış, burnunu arıyorum.
Göğsümde çarpıntıyla gözlerini arıyorum.
Aklımda aşkımla seni arıyorum.
Yüzümde vicdanımla hakkımı arıyorum.

Haniydi 21 günde sönerdi mum alevi? Hani?
Aklımda seninle 1 sene 1 ay devirdim. Yemin olsun hiç anlamadım nasıl geçti. Hangi ara bıraktım seni o koltukta uyurken, çektim kapıyı ardımdan gittim? Hangi ara son görüşümdü o gece seni? Dün gibi.
Hangi ara göremedim bir daha yüzünü, ellerini, sırtını? Hangi ara hissedemedim nefesini? 1 seneymiş. Vah.

Gözlerimi, kalbimi, dudaklarımı, ayaklarımı, kulaklarımı, dişlerimi, göğsümü, aklımı, aşkımı, yüzümü sende o gece o koltukta bıraktım, ardımdan kapıyı çekip çıktım. Bir daha geri dönüp alamadım. O koltuğun üstünde hala bekliyorlar mı beni? Bilmiyorum. Sen beni beklemiyorsun biliyorum. Onları orada görüyor musun? Bilmiyorum. Görüyorsan ne geçiyor aklından benimle ilgili?

Seni çok özlüyorum. Çoğu zaman dolup taşıyorum. Elimden bir şey gelmiyor. Yenilgilerim o kadar çok ki sana karşı, ağır geliyor. Özlemin ağır geliyor. Düşünlerim ağır geliyor. Yağmur gibi yağmak istiyorum evinin içine. Camına vurmak istiyorum tık tık tık diye. Duy sesimi, aç camı istiyorum. Süzüleyim evinin içine. Giyineyim çıplak üzerime sende bıraktıklarımı.
Ya da, dışarıda yüzüne vurayım kendimi. Tüm gerçekliğimle ben vurayım yüzüne. Dolup taştığım aşkımla vurayım… Islatayım seni. Bir varlığım olsundu hayatında. Bir hatıram olsundu. Gözlerimdeki yağmurları görmemenle beraber yağsaydım’dı.
Geçmiş zaman eklerine mahkum olmaktı.

Özlüyorum ama elim kolum bağlı. Özlüyorum ama varlıksız, tekinsiz, nefessiz. Sadece öylece kendi köşemde özlüyorum demekle kalıyorum. Kendi kendime üzülüyorum.

Kendimi sadece iyi hissetmiyorum.

Nasıl iyi, mutlu, kızgın, üzgün hissedileceğini unutmuş gibiyim.
Terapistim ne hissettin dediğinde bilmiyorum, kendimi sadece iyi hissetmiyorum diyorum. Kendimi sadece iyi hissetmiyorum. Kendimi sadece kötü gibi bir şey hissediyorum. Bu kötünün tarifini yapamıyorum.

Beni aklınızda somurtkan, sürekli ağlayan, hayattan gram zevk almayan biri olarak mı hayal ediyorsunuz? Ben öyle değilim.
Size biraz kendimden bahsedeyim. Her sabah 6’da uyanıyorum. Çoğu zaman huzursuz uyansam da bazı sabahlar normal de uyanıyorum. İş yerime yüksek enerji ile giriyorum. Herkese günaydın ve 32 diş gülüş dağıtıyorum. Yoğun çalışma tempomun arasında ben, dinlenme odasına veya soyunma odasına girip ağlıyorum. Bazen kahkahalar atıyorum
İşi öyle böyle bitiriyorum. Etrafıma olumsuzluk yaymayı çok sevmiyorum. Bunu genelde evde yapıyorum.
Bazen otobüste kendimi tutamayıp ağlıyorum.
Sabahları işe giderken Nihat Sırdar ve akşam iş çıkışı Serdar Trafikte dinliyorum radyoda. Toplu taşımada gülünce komik oluyor bazen ama çok umursamıyorum.

Dansa gidiyorum. Tango. 1 ay oldu. Çok etkileyici geçiyor. Haftada 2 gün dersim var. Kafam dağılıyor iyi oluyor.
Annemi çok seviyorum ama anneme çok kızıyorum. Babamdan çoğu zaman nefrer ediyorum. Babama evren kadar kızıyorum ama elimden bir şey gelmiyor.

Artık çok sık kitap okuyamıyorum sanırım beynim duraklama döneminde. Yalnız başımla ben sinemaya gidiyoruz arada.

Yani ben kendime, kendimi iyi hissettirmek için bir şeyler yapıyorum. Ama bu nasıl hissettiriyor biliyor musunuz? Boşa kulaç atmak gibi. Girdap beni yuttu bir kere, yukarıya çıkmak için çırpınmak sadece enerjimi tüketiyor gibi.
Ben çabalıyorum ama ben kabul edemiyorum da bazen.

Babama kızmaktan alamıyorum kendimi. Beni mahveden hiç gerçek bir hâle bürünmeyen sevgilimi özlemekten alamıyorum kendimi. Dudakları, evleri, gözleri, kirpikleri, dokunuşları, yastıkları özlemeden duramıyorum.

Size yazmayı seviyorum. Sizin bunları okuyor olmanızı seviyorum. Sizi okumayı seviyorum.

Tam 1 senedir değil, tam 10 senedir böyleyim. Bazen duraklama dönemine ve depresyonum son 6 senedir yer etti kendine. Sadece tam 1 ve sene önce bu gece yaşanan olaylar silsilesi son 1 senedir ve daha daha daha beter hissetmemi sağladı. 09.10.2018 gecesi. Seni asla unutmayacağım. Şimdi otobüste müzik dinliyorum. Ama o geceki şarkıları dinlemeye cesaret edemiyorum. Kalbim çok sıkışıyor.

Özlüyorum.
Kendi iyi hissetmiyorum.
Gülüyorum.
Ağlıyorum.

Acılarımın Adı Sensin. / 25.03.2019

Arşivden.

Uyuyordun. Hemen yanımda. Burnunda et var, horluyorsun. Horultun beni uyutmuyor, bunu söylüyorum diye şikayetçiyim sanma, bundan hiç şikayetçi değilim. Nefes alışverişlerin beni rahatlatıyor, bunu bilmiyorsun. Uyurken uzak olmuyorsun benden. Farklı diyarlarda geziyorsun o an ama utanmadan istediğim kadar izleyebiliyorum seni. Kirpiklerini sayıyorum bıkmadan, nefes alıp verdikçe açılıp kapanan dudaklarını seyrediyorum, bilmiyorsun.

Evinin içinde yaktın sen beni. Acımasızdım kabul. Seni kaybetmek benim hatamdı. Ama kabul etmelisin ki kendimi suçlamam için manipüle ettin beni. Sana karşı ilk kanışımı fark ettiğimde çok kızmıştım kendime. Ama defalarca düşürdün beni o yangına. Yaktın beni gözlerimin içine baka baka. Sana aşkımı itiraf ettiğimde, boş boğazlığımın nedenini anlatırken o kadar sıcak baktın ki bana, inandım beni ısıtacağına. Meğersem o sıcaklık beni yakıyormuş, sonra fark ettim.

Senden nasıl geçerim bilmiyorum. Bırakmak, bitirmek istemiyorum. Mazoşistçe geliyor biliyorum, sen de bundan memnun olursun. Kendime bunu neden yapıyorum bilmiyorum ama beni yakman ne kadar rahatsız edici olsa da buna katlanmak istiyorum.

Seni tamamen kaybettim, bir daha samimiyetle tutmayacaksın ellerimi biliyorum. Ama seni o kadar çok özlüyorum ki samimiyetsizliğin ve manipülatörlüğünle sana katlanmaya devam etmek istiyorum. Canım acıya acıya, etlerim yana yana sana gelmeye devam edeceğim sanırım.

Bir kadının bu hale düşmesi çok acınası değil mi? Çok acınası. Neden kabulleniyorum bunu bilmiyorum. Kendime çok acıyorum. Aşığım sana. Takıntı olmadığının da farkındayım. Geçemiyorum senden, elimi kolumu bağladın.

Öpüyorsun beni, iyileşiyorum sanıyorum ama her öpüşün, her dokunuşunda içimde sayamadığım daha fazla yara açılıyor. Kendimi senden kurtaramayacağım biliyorum. Sen benden gidersen daha da kötü olurum biliyorum. Nasıl hallederim bilmiyorum.

Senden şuan tek istediğim, bana seninle biraz daha zaman ver. Şuan hazır değilim.

Vermedi. Hazır değildim evet, hala aşamadım ve alışamadım ama yaşıyorum.

Ler’ler / Lar’lar.

Şimdi arkanıza yaslanır mısınız lütfen? Az sonra aklınız biraz karışabilir.

Bir zamanlar içinde bulunmuş olduğum yerleri düşününce aklım hayalim duruyor sanki.

Koskoca 2 buçuk sene geçirdiğim o hastanede böyle bir şey yaşayacağım aklıma gelmezdi ama oldu işte. 2 senenin ardındaki o buçuk senede oldu her şey. O gelmiş, onunla tanıştım.
İlk karşılaşmamız, selamlaşmamız, odada sohbet edişimiz, sonraki zamanlarda bana ikramı, günaydınlar, iyi akşamlar, iyi nöbetler… Öğretiler, idare edişler, iş teslim edişler, gülüşmeler, kızgınlıklar, sigaraya davetler…

Seviye atlayıp akşam nasılsın yazmalar, 2 hafta sonra daha büyük seviye atlayıp buluşmaya karar vermeler, eve gitmeyi kabul etmeler, hoş geldinler, seni çok bekledimler, seni daha öpemedim bileler, şaraplar, pizzalar, öpüşmeler, dokunuşlar, ilerlemeler, uyumalar, üşümeler, sarılışlar, uyku arasında öpücükler, uyanışlar, aç kalışlar, bütün gün uyuklamalar, eve dönüşler, 2 hafta görüşmemeler, tekrar görüşmeler, krizler, umutsuzluklar, inkarlar, çok hoşlanıyorumlar, eyyvah ben aşık oldumlar, anlatışlar, habersiz ayrılışlar, araya 2 ay girmeler, çok özlemeler, kendini mahvetmeler, dönünce bir daha karşılaşmalar, ararsam benimle konuşur musunlar, konuşmalar, görüşmeler, öpüşmeler, dokunuşlar, sarılışlar, ilerlemeler, 2 hafta görüşmemeler, restler, kapıya dayanmak istemeler, bir şey yapamamaklar, kendini mahvetmeler, her gün her saat ağlamaklar, her akşam içmeler, ağlamalar, itiraflar, restler, hakaretler, bir daha asla konuşmamalar yaşadık.

Ve bir daha konuşmadık.
Ve bir daha görüşmedik.

Onu görmeyeli olmuştu biraz. Kızgındım ve kırgındım. Bir akşam tüm kırıklığım ile aradığımda hakaretler işittim. Ona son cümlem şuydu: “Hala kendime saygımı yoksayıp sana bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum ya buna da gülersin sana gelmelerime güldüğün gibi.”

Bir daha görüşmedik, konuşmadık, tesadüfen dahi karşılaşmadık. Ben kaçtığım şehre geri dönmek zorunda kaldım. Her günümü ağlayarak geçirdim. Sigarayı bıraktım, alkolü bıraktım. Oraya geçenlerde 1 haftalığına gitmek zorunda kaldım. Hastaneden uzak durdum, sokağına gitmedim ama sokağının karşısından geçerken, tanıdığım yolu ve beni karşılağı o yeri görünce biraz yıkıldım.
Tarihleri aklıma kazıdım. Yaptıklarımı aklıma kazıdım. Unutma dedim kendime, yaptıklarını unutma. Ama yaptığım şeyleri unutmadıkça onu da unutamadığımı fark ettim. Olayları nasıl dengeleyeceğimi ve savaşmayı nasıl bırakacağımı bilmiyorum. İçimdeki o, ben, ve aklımdakilerle sürekli bir savaş halindeyiz. Bilemiyorum maalesef. Benimle yaşamasına izin veriyorum şuan. Çok büyük kandırıldım ve oynatıldım. Hep akıllı olduğumu sanıyordum, tahmin edersiniz ki bununla yüzleşince insan pek ayakta kalamıyor.
İyileşmek zorunda olduğumu biliyorum. Yazmak istediğim için yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Okumanız beni çok memnun ediyor, hatta yazdığınız güzel yorumlar beni ağlatıyor. (Belki bu şu aralar yine çok duygusal olduğum içindir)

Geçen gün blogspotta ona yazıklarımı buldum. Buraya geçireceğim onları tarihle. Burada yaşasınlar. Bilin.

Bir de, küpem sende kalmış. Onu görünce hiç düşünmedin mi?

Benim elim hep kulağımda.

Elveda.

Hiçbir zaman kollarında huzur bulamadım. Hep bir tedirginliğim vardı. Beni sevmeyişinin tedirginliği, umursamayışının gerçekliği kafamın içindeyken nasıl huzurlu olabilirdim? Bunu bekleyip istedim yalan söyleyemem. Hayal kırıklığına uğradım.

Ben kollarının arasında, sen çenen kafamın üzerinde rüyalar alemindeyken göğsünü izledim hep. İniş kalkışını hesaplayıp ilgisizliğinle çarptım. Bilirsin ki sayılarla aram yoktur ama konu yine sen olunca bilmediğim yönlerimin keşfine çıktım. Dört işlem hiç hem bu kadar kolay hem de bu kadar can yakıcı olmamıştı.

Ah şuan ağlıyorum. Neyseki yine klavye üzerine vuruyor parmaklarım. Bir kalemi tutsaydı çoktan pes edip fırlatıp atmıştım. Seni kalemlerle kağıda dökmeye dayanamıyorum ben biliyor musun? Saat 13:07. Senin kalemin kağıda bıraktığı izle ölümsüzleşmeni kabul edemiyorum, aklım almıyor. İstemiyorum belki de öyle olmasını. Bu bana acı veriyor.

Ah o son gece aklımdan çıkmıyor. Makale yazman gerekiyordu ve uyuyordun. Giderken seni öpmeye çalıştım ama hem elimi itekledin hem de kafanı çevirdin iğreniyor gibi. Bak aklımdan çıkmıyor bu lanet olsun. Eve gittiğimde seni tam 11 kere aramışım. 23:56 / 00:00 / 00:10 / 00:15 / 00:18 / 00:19 / 00:22 / 00:31 / 00:34 / 00:36 / 00:44 Bıkmadan usanmadan, uyan da zorda kalma diye aradım seni. Senin yanındayken, uyumana izin verdim 2 saat bekledim sen uyurken. Yan odaya geçtim uyudum, yanına geldim uyandım doya doya seni izledim. 01:17‘de aradın beni, uyanmıştın ama ben uyuyakalmıştım tedirginlikle uyanmadın diye. Uyandırdın beni, ”uyandım,” dedin. ”Uyandım şimdi, çok teşekkür ederim bu gece için,” dedin. Bana 2-3 defa teşekkür ettin. Ah çıkmıyor aklımdan. Çıksana aklından o gece! Çıksana sen aklımdan!

Sana veda etmiyorum ben şimdi. Elveda ediyorum. Elveda ne demek biliyor musun? Ben biliyorum. Elveda; bir daha kavuşulmayacağı düşünülen bir şeyden ayrılırken kullanılır. Boğazda düğümlenmeye ve gözyaşlarına sebep olur. Söylenmiş bütün ‘hoşça kal’ların toplamından fazlasıdır. Sana ben Elveda ediyorum. Ben sana öyle bir veda ve o şehre öyle bir elveda ettim ki döndüğüm bu şehir boynu bükük kaşıladı, ağladı ceseratimden ötürü. Şimdi sana elveda etme zamanı.

Orayı terk ederken ve sen bana hakaretler ederken tabi ki kabullenmemiş değildim. Kabullüydüm ama çok üzgündüm ve acı çekiyordum. Hala çok üzgünüm ve acı çekiyorum ama sana Elveda etmeyi geciktirdikçe daha da üzülüp acı çekiyorum. Tekrarlarım artıyor. Elimde sadece birkaç keşkem var artık. Keşke beni sevseydin diyebiliyorum mesela. Beni sevmeni o kadar çok isterdim ki… Bu acı ve istek o kadar benden ki… Ve elimde bir çok iyikim var. İyi ki bana dönmeyeceksin. Bana dönmeni hiç istemiyorum. Beni öyle bir öldürdün ki sen… Göğsümün tam ortasına soktuğun o bıçağı çıkartırken döndüre döndüre kanattın beni. Öldürücü darben tabi ki bu olmadı. Ben o öldürücü darbeyi biliyorum ama susuyorum şimdi.

Yemin ederim ki hiçbir hayal ürünü içermiyor bu yazıdaki cümlelerim. Çok korkuyorum. Çok özlüyorum. Çok üzülüyorum. Çok acı çekiyorum. Ama şimdi çok elveda ediyorum. 1 kere olsun sana sevgilim diyemedim. Bari şimdi sus, yine gül ama sus, 1 kere olsun diyeyim. Saat şimdi 13:34.

Elveda sevgilim.