Bak Şuralarım Hep Yeni Bir Paragraf.

Birkaç zamandır çoğu şeyi öteliyorum. Çamaşır yıkamayı, banyonun fayanslarını silmeyi, perde yıkamayı, kışlıkları ve yazılıkları ayıklayıp düzenlemeyi, karmakarışık olan kütüphanemi daha düzenli bir şekilde düzenlemeyi. Somut olan her şeyi gözardı edip üstünü örtüyorum ve gözümün önünde olmalarına rağmen görmemezlikten gelerek öteliyorum. Bir tek şu içimdeki hisleri öteleyemiyorum.

Bu aralar tükenmişliğim yeniden çiçeklendi içimde. Sürekli olmak üzere en ufak şeyde zırıldayarak ağlamaya başlıyorum ve kendimi odama kapatıp, yorganı kulaklarıma kadar çekip gözlerimin hemen karşısına denk gelen kaloriferi izlemeye dalıyorum. Bomboş bir aktivite yani. İşsizlik illeti damarlarımda gezinirken kaşındırıyor beni, aşk kanseri kalbimi zaten esir almış avucunun içine sıkıştırıyor her gün her gece. ”Şimdi ben nasıl çıkayım” diyorum kendi kendime. Al ayak bileklerimi sıkıştır bu bataklıkta hiç nefes alamayacak hale geleyim diyorum ama insaflı galiba, belli bir seviyede bırakıyor şimdilik. Tek umudum daha aşağıya çekmeden kurtarırım bu sefer. 1 ay idare etse yeter, bir rahat nefes alırım belki.

Bak yine bir paragraf başım sana çıktı. Mutlu musun? Mutlusundur tabi. Hiçbir zaman mutsuz ol istemedim ama sen hep benim mutsuzluğıumdan beslendin. Gülüyorsundur bir köşede, bak nasıl mutsuzluğa terk ettim ben mutluyum” diye. Sen böyle vicdansız bir insansın, beklerim.

Ben bir evin içinde paramparça edildim. Ben bir koltuğun üstünde çırılçıplak bırakılıp, sert bir kaya gibi asla yüzüme bakmayan bir sırta yenildim. Sorgulayamıyorum artık. Tüm sorgu stillerini denedim şu kesmek istediğim kafamın içinde. Bittim ben.

Çıplak sırtının mahkumu kalbimi aldım elime, çıktım o evden. Biliyordum işte! Farkındalığım birkaç gün önce geldi, oysa ki tam 1 ay geçti üzerinden. Biliyordum ben, son birlikteliğimizdi o gece! Kalamadım, bekleyemedim. Yapamadım. Ama pişman değilim, içime çektim seni uzunca. Baktım bu sefer gözlerine korkusuzca ve utanmadan. İçimden geldiği gibi baktım o gözlerine, öptüm seni, çektim içime.

Bitti işte. Ne geri alabilirim geçmişi, ne geleceğe seni koyabilirim yeni sahnelerle. Elimden gelen sadece eski anıları film şeridi olmadan tekrar sar başa yapıp geçirmek gözlerimin önünden. Ne bir eksik ne bir fazla, yemin ederim sana her sahne aklımda öyle bir oynuyor ki utanır o gecenin gerçekliği benden.

Ben sana karşı olan tüm iyimserliğimi kaybettim. Ben kendime karşı olan iyimserliğimi de kaybettim. Düşe düşe ne hal bıraktım kendimde, ne sağlam yer bıraktım zeminde.

Bazen bağladığım arabesk beni bile boğuyor, affedin. Dedim ya bu ara tükenmişliğim beni öyle bir ağına sardı ki, yine mahvettim kurduğum o düzeni.

Çok konuştum. Biraz da sonra konuşurum.

Bozukluklar.

Her yeni bir adımı nereye gittiğimi bilmeyerek atıyorum.

Hem kendime hem de çevremdeki herkese yararım yerine zararım dokunuyor çoğu zaman. Arada kalıyorum… Orta yolu bulmaya çalışırken, iki tarafın arasında eziliyorum.

Bu aralar her şey bozuk. Kafam bozuk, midem bozuk, teknolojik aletlerim bozuk, yakınındaki insanların araları bozuk, dizlerim bozuk.

Bir şeyleri düzeltmeye veya elimden geldiğince iyileştirmeye çalıştıkça kendimi, kendi bataklığımda boğulmak üzereyken buluyorum. Farkında olduğun anda boğuluşum duruyor elbet ama o bataklıktsn kurtulamıyorum. İnsan kendisinden kurtulamıyor. İnsan kafasının içindeki kendi sesini susturamıyor. İnsan gözlerini kapatınca önüne gelen görüntüleri silemiyor. Ben de insanım.

Kendimden yoruluyorum, düşüncelerimden, ayaklarıma tüm vücudumun yükünü bindirmemden yoruluyorum.

Bu sıralar çok sık ağlıyorum. Çünkü hoşuma gitmeyen ve yarı yarıya kendi suçumun olduğu olumsuz durumlar yaşıyorum.

Bir yandan yeniden sevmeye çalışıyorum ama çok fazla taviz ve ilgi verdiğim için kendim üzülüyorum aynı ilgiyi göremediğim için. Diğer yandan etrafıma zarar verdiğim için sürekli kendimi suçluyorum.

Ölsem ne olur diye düşünmeden edemiyorum. Ölsem ne olur? İnsanların arası düzelir mi yoksa daha da açılır mı? Annem çok üzülür o kesin. Babam da üzülür biliyorum. Peki babam ölse ben çok üzülür müyüm?

Bazı zamanlar annemin dolduruşuna çok geldiğimi hissediyorum. Annem çok iyidir fakat kincidir. Ayrıca birine kızıp konuşmadığı zaman bizim de (çocuklarının) uzak durmamızı sağlar. Hatta yakınındaki kişilerin o kişilerle kurduğu iletişimden rahatsız olup kendince bu konu hakkında sinirler üretir. Babamda da öyle. Evet babama kendimce kızdığım o kadar konu var ki… Üstelik benim haklı babamın haksız olduğu konular. Ama annemin de dolduruşuna geldiğimi hissediyorum bazı durumlarda.

Günlüğüm gibi belledim burasını. Defter hastalığım vardır, nerede bir defter görsem hemen isterim veya alırım. Ama o defterlerin hiçbirine uzun uzadıya yazmam. Sıkılırım. Günlük tutmak da senelerdir öyle oldu benim için. Hep başlarım ve 2. 3. günde bile yazmaktan sıkılır ve bırakırım. Aslında her zaman kalem ve kağıdı sevsem de buraya yazmak artık daha kolay geliyor sanırım.

Hala çok şey istiyorum ve hala yeterince uğraşmıyorum.

Görseldeki fotoğraf da Romanya’dan.

Sevgiler.♥️

Son sürat sana doğru koşarken beni vurdular / Sen vurdun demiyorum ama beni vurdular

benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun.

Kendimi ne denli yorgun hissettiğimi bilemezsiniz. Bu yeni bir hayata başlama fikri düşündüğüm gibi değilmiş. Yorucu bir tempoda bir çok iş yapıyorum. Hafta içi ve hafta sonu full dolu bir şekilde oradan oraya koşturuyorum. Annemden ayrı kalmak öyle düşünüldüğü gibi kolay değilmiş, bunu da anladım.

Aklımı ondan başkasına vereyim diye kendimi başkasından medet ummaya çalışırken buldum. Hırslandım yine, yine gaza geldim. Ama yine olmadı. Dün gece durdum dedim, ben iflah olmam.

Ani ruh hali değişimlerinden anlar mısınız? Bir an çok mutlu olup, bir an çok üzgün olmayı..

Kafamda çok kuruyorum. Buraya da yazmazsam iyice çatlayacak gibiyim. Sorunum ne, tedavi görmem gerekiyor mu bilmiyorum. Aklımda kurmaktan çıldırmak üzereyim ve kimse bunu anlamıyor.

bir şu yalnızlığın bastırdığı kanlı geçiştirmeler…
büyük sofranın içinde ne diye küçük sofralar açıyorsun?
çiçekleri öldürülmüş sanıyorsun onlar zaten ölüler
çiçekleri canlanmış buluyorsun ki vallahi canlılar
ara vermeden solan renklerin arasında
benim giderek daha da kırmızı olan bir kırmızım var
senin de olsun!
son sürat sana doğru koşarken beni vurdular
sen vurdun demiyorum ama beni vurdular
benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun.

-Alper Gencer