Şehrin ağırlığı.

Seni kafamda öyle bir yere koymuşum ki, aman keyfim kaçmasın diyerek bir adım yana kaymıyorsun.
Seni kalbimde öyle bir yere koymuşum ki, aman rahatım bozulmasın diyerek hareket dahi etmiyorsun.
Ağırlığının bendeki karşılığını bilemezsin.

Hangimiz kalan ben bunun içinden çıkamıyorum.
Aşkta kalan ben, şehirde kalan sen. Bir şehri, tüm yükleriyle omuzlayıp gitmem ile, o şehri terk etmiş mi sayılıyorum?
Şu içimi döktüğüm sokakları takip ettim. Evinin önüne çıktı.

Şehri düşünmek kalbimi sızlatıyor. Tamamıyla sen değil. O şehirde nelerimi bıraktım ben. Geçmişimi, kalbimi, gözlerimi, ellerimi, dilimi, ayaklarımı… En çok ise aklımı ve kalbimi. Seni…

O şehirde geçirdiğim günler gelince aklıma, içim sıkışıyor, kalbim sızlıyor. Dönem dönem geliyor işte.
Bir de dönem dönem, yazamıyorum. Yine yazamadığım dönemdeyim.

İçim sıkılıyor.
Özlüyorum.
Üzülüyorum.

Kendimi sadece iyi hissetmiyorum.

Nasıl iyi, mutlu, kızgın, üzgün hissedileceğini unutmuş gibiyim.
Terapistim ne hissettin dediğinde bilmiyorum, kendimi sadece iyi hissetmiyorum diyorum. Kendimi sadece iyi hissetmiyorum. Kendimi sadece kötü gibi bir şey hissediyorum. Bu kötünün tarifini yapamıyorum.

Beni aklınızda somurtkan, sürekli ağlayan, hayattan gram zevk almayan biri olarak mı hayal ediyorsunuz? Ben öyle değilim.
Size biraz kendimden bahsedeyim. Her sabah 6’da uyanıyorum. Çoğu zaman huzursuz uyansam da bazı sabahlar normal de uyanıyorum. İş yerime yüksek enerji ile giriyorum. Herkese günaydın ve 32 diş gülüş dağıtıyorum. Yoğun çalışma tempomun arasında ben, dinlenme odasına veya soyunma odasına girip ağlıyorum. Bazen kahkahalar atıyorum
İşi öyle böyle bitiriyorum. Etrafıma olumsuzluk yaymayı çok sevmiyorum. Bunu genelde evde yapıyorum.
Bazen otobüste kendimi tutamayıp ağlıyorum.
Sabahları işe giderken Nihat Sırdar ve akşam iş çıkışı Serdar Trafikte dinliyorum radyoda. Toplu taşımada gülünce komik oluyor bazen ama çok umursamıyorum.

Dansa gidiyorum. Tango. 1 ay oldu. Çok etkileyici geçiyor. Haftada 2 gün dersim var. Kafam dağılıyor iyi oluyor.
Annemi çok seviyorum ama anneme çok kızıyorum. Babamdan çoğu zaman nefrer ediyorum. Babama evren kadar kızıyorum ama elimden bir şey gelmiyor.

Artık çok sık kitap okuyamıyorum sanırım beynim duraklama döneminde. Yalnız başımla ben sinemaya gidiyoruz arada.

Yani ben kendime, kendimi iyi hissettirmek için bir şeyler yapıyorum. Ama bu nasıl hissettiriyor biliyor musunuz? Boşa kulaç atmak gibi. Girdap beni yuttu bir kere, yukarıya çıkmak için çırpınmak sadece enerjimi tüketiyor gibi.
Ben çabalıyorum ama ben kabul edemiyorum da bazen.

Babama kızmaktan alamıyorum kendimi. Beni mahveden hiç gerçek bir hâle bürünmeyen sevgilimi özlemekten alamıyorum kendimi. Dudakları, evleri, gözleri, kirpikleri, dokunuşları, yastıkları özlemeden duramıyorum.

Size yazmayı seviyorum. Sizin bunları okuyor olmanızı seviyorum. Sizi okumayı seviyorum.

Tam 1 senedir değil, tam 10 senedir böyleyim. Bazen duraklama dönemine ve depresyonum son 6 senedir yer etti kendine. Sadece tam 1 ve sene önce bu gece yaşanan olaylar silsilesi son 1 senedir ve daha daha daha beter hissetmemi sağladı. 09.10.2018 gecesi. Seni asla unutmayacağım. Şimdi otobüste müzik dinliyorum. Ama o geceki şarkıları dinlemeye cesaret edemiyorum. Kalbim çok sıkışıyor.

Özlüyorum.
Kendi iyi hissetmiyorum.
Gülüyorum.
Ağlıyorum.

Özlüyorum işte.

Yıldönümü.

Sen tarihleri unutmuşsundur, ben hatırlatayım.
İyi değilim.
İyi değilim dedikçe daha da iyi değilim oluyorum.
Yardıma ihtiyacım var. Yardım alıyorum. Ama kabul etmiyorum. Anlaşılmadığımı düşünüp mahvoluyorum.

Seni deliler gibi özlüyorum.
Seni çok ama çok özlüyorum.
Bazen senden iğreniyorum, bazen sana kızıyorum, bazen senden nefret ediyorum. Ama bazen ise seni çok özlüyorum.
Ben bazen dayanamadığımı hissediyorum.
Ben bazen dayanamıyorum.

Şu içim, içime sığmıyor. Mutlulukla taşmıyorum. Adını koyamadığım şiddetli bir şekilde rahatsız edici bir hisle dolup taşıyorum.

Seni çok özlüyorum.

Geçen sene bugün. 08.11.2018 Şu sıralar. Seninle görüntülü konuştuk. Sözleştik. Seninle telefonda konuştuk. Sözleştik. Seninle konuştuk. Seninle ben. Biz.
Artık, çok uzun zamandır biz değiliz.

Seni çok özlüyorum.

Beni ağlatıyorsun. Beni çok ağlattın. Beni hala ağlatmaya devam ediyorsun. Şuan sessiz sessiz hıçkırıyorum içime. Yaşlarım sırılsıklam etti şu yastığımı.

Şuan seni çok özlüyorum.

Sana yazmak istiyorum.
Koskoca 1 sene geçti. Seni koynuma alalı, seni bana alalı 1 sene geçti. Gözlerimin içi gülerken, arkanı dönünce yaş dolalı 1 sene geçti. Çırılçıplak kaya gibi bir sırta yenileli, öpmelere doyamadığım dudaklara düşeli 1 sene geçti.
Haysiyetsiz bir duruşla, gurursuzlukla kapı çalmaların da 1 senesi dolmak üzere.
Trilyon defa özledim şu 365 günde seni. Trilyon defa kızdım sana. Trilyon defa kendime kızdım.

Seni çok özlüyorum.

Elimde olmadan özlüyorum. Gözlerini, dudaklarını, dokunuşlarını, kokunu, odanı, yatağını, perdeni, tabağını çanağını hatta ütünü dahi özlüyorum. Seni ben çok özlüyorum.

Sonra bazen geçiyor. Bazen özlemiyorum. İğreniyorum, kızıyorum. Bazen hissizlikle doluyorum. Bazen nötr kalıyorum. Ama bazen çok özlüyorum.

Seni çok özlediğim bir akşamdayım.
Yarına çıkar mıyım bilmem. Çıkamazsam, seni çok özleyerek kalacağım bu günde. Bunu bilmeni isterim.

Seni çok özlüyorum.

Karış karış.

Aslında aylar geçmiş üzerinden ama daha dün gibi ellerimin tenine dokunduğu zamanlar.
Aylar geçmiş üzerinden ama daha 1 saat önce ağladım hislerimden, özlemimden.
Senden kurtulamadığım her saniye bu girdap beni korkunç bir yere sürüklüyor.
Öldürmüyor ama yaralıyor.
Artık yaralanacak yerim kalmadı, görmüyor.

Senden daha çok acın artık zarar veriyor bana. Hayalin zarar veriyor. Rüyamda seni gördüğüm gecenin ertesi günü senin fotoğrafını görmek beni 48 yerimden vuruyor.

Bir şehri karış karış terk ettim. Bunun acısının şiddetinden bir habersin.

Seni imkansızlıklarla hayalimde onlarca kere terk ettim, gerçeğinde hep sana geri geldim. Hiç kendimin arkasında dimdik durup terk edemedim seni. Hep kamburum oldu sırtımda aşkım. Kamburunu taşıyorum aylardır ağır geliyor ama bırakamıyorum. Elimden bir şey gelmiyor.

Seni deliler gibi özlüyorum ama elimden hiçbir şey gelmiyor.

Seni sevdiğim odanın içinden sonsuzluğa uğurlandım.

Kurutulmak üzere…

Sana sorsak şu dünyadan, o hastaneden, o klinikten, o evden, o odadan, o yataktan, o kollardan bir ben geçmedim. Sana sorsak, herkes ve her şey için yok saymaların en büyüğünü serersin masaya.

Bir kalbin kırığı, bir dilin ahı, bir çift gözün sönen ferisin sen.

Mahvolmaların ve acı çekişlerin üzerine bir nergis ektim. Büyüdü. Çok, çok güzel koktu. Onu besleyen sevgim bir seni besleyemedi. Yazıklar olsun.

Soldurmayacağım. Ama seni kurutacağım.

Beni hala gülümsetebiliyor oluşuna anlam veremiyorum. Bazen, aklıma gelince sen, fark etmeden gülümsüyorum. Bazen. Bazen sık sık oluyor.
Çoğu bazen, ağlıyorum.

Bugün benim Doğum Günüm.

Bugün benim doğum günüm.

Geçen seneden beri hayat, benden bir çok önemli şey götürdü ve bir çok önemli şeyi getirdi.
Çok üzüldüm, çok ağladım, bazen çok isyan ettim, nedenler ile dolu bir sürü cümleler haykırdım, cevaplar alamadım, bazen aldığım cevaplar yüzünden yemeden içmeden kesildim. Hayata küsecek raddeye geldim. Hayatımın kaydığını zannettim. Belki kaydı ama bunu bir şekilde tam olarak kabul edemedim.

Kaybettim.
Kazandım.

Önce istediklerimden zorunluluk haliyle vazgeçmek zorunda kaldım. İstediğim şeyleri gerçekleştiremedim ve arkamda bırakmak zorunda kaldım. Her güne litrelerce gözyaşı sığdırdım. Bazen ise taşırdım. Her güne biraz baş ağrısı ekledim. Bir ara kaza ekledim. Uçak yolculuğu, otobüs yolculuğu ekledim anlara. Evlere dönüş ekledim.
Kaybetmeleri ekledim ama artısını ekleyemedim.
Yoklukları anlamaya çalıştım ama kabul edemedim.
İşsizliği ekledim.

Ardından iş bulmayı ekledim. Yoğunluğu ekledim. Yeni arkadaşlar edindim. Güzel bir konsere gittim. Hayatıma yeni birisini istemediğime karar verdim. Unutamadığımı kabullendim. Kolay olmadığını fark ettim. Yapabileceğimi ama bazen zor olabiliceğini fark ettim.

Yeni yaşım geldiğinden beri en çok özlem duydum. Bir eve özlem duydum. Bir dudağa özlem duydum. Bir göğse özlem duydum. Hatta bir denize özlem duydum. Bisiklete dahi özlem duydum. Bir zil çalışını özlediğimi fark ettim. Beklemeyi özlemişim ben fark ettim.

Gelen yeni yaşım, seni çok seviyorum. Seni bazen kaybetmek isteyeceğim. Bazen senden nefret edeceğim. Sana ağlayacağım. Götür beni isteyeceğim. Belki son verme anına kadar geleceğim. Ama seni çok seviyorum bunu bil tamam mı?

Senden bir çok şey isteyeceğim. En başında sağlık ver bana. İyilik ver. Mutluluk ver. Vazgeçmeyi öğret. Affetmeme yardım et. Bunu yapmayacağım belki. Belki seninle çok sefer bu yüzden kavga edeceğiz. Ama bana yardım et. Mesela bana kendime iyi davranma fırsatı ver.

Seni seveceğim yeni yaşım. Beni sev, olur mu?

Beni kaldırımlarda bul.

Benim seni çok özlüyor oluşumun acımasızlığı dün gece beni yine pek uyutmadı. Sana dair pek çok şey beni uyutmuyor. 10 aydır bir sağa bir sola yalpalıyorum.

Al beni karşına bir koy. Hak ediyor muyum diye bir bak. Nasıl seviyorum seni? Lütfetme. Anlayışla bir bak bana. Trilyonuncu kez söylüyorum ki ben bunu haketmedim.

Koskoca meydanda yanımdan kokun geçti.

Yemin ederim o saniye yıkıldım.

Özledim.

Kaldıramadım.

Başa çıkamadım.

Oturdum yol kenarında ağladım. Umrumda olmadı kimse.

Çok yorulmuşum. Bi koku aldı götürdü beni an’lara.

Alalede bir kaldırımda benim kokum gelsin burnuna yahut ismim çalınsın kulağına. Belki bir parça üzülürsün.

O şarap şişesi açılıp içtiğim zaman başladı her şey.
Ben o sabah, yarım kalan şarabı içtiğim zaman başladı bitişin geri sayımı.

Çok sürmeden bitti.

Bir kalbin ve bir kaldırımın mahkumuyum ben.