Ler’ler / Lar’lar.

Şimdi arkanıza yaslanır mısınız lütfen? Az sonra aklınız biraz karışabilir.

Bir zamanlar içinde bulunmuş olduğum yerleri düşününce aklım hayalim duruyor sanki.

Koskoca 2 buçuk sene geçirdiğim o hastanede böyle bir şey yaşayacağım aklıma gelmezdi ama oldu işte. 2 senenin ardındaki o buçuk senede oldu her şey. O gelmiş, onunla tanıştım.
İlk karşılaşmamız, selamlaşmamız, odada sohbet edişimiz, sonraki zamanlarda bana ikramı, günaydınlar, iyi akşamlar, iyi nöbetler… Öğretiler, idare edişler, iş teslim edişler, gülüşmeler, kızgınlıklar, sigaraya davetler…

Seviye atlayıp akşam nasılsın yazmalar, 2 hafta sonra daha büyük seviye atlayıp buluşmaya karar vermeler, eve gitmeyi kabul etmeler, hoş geldinler, seni çok bekledimler, seni daha öpemedim bileler, şaraplar, pizzalar, öpüşmeler, dokunuşlar, ilerlemeler, uyumalar, üşümeler, sarılışlar, uyku arasında öpücükler, uyanışlar, aç kalışlar, bütün gün uyuklamalar, eve dönüşler, 2 hafta görüşmemeler, tekrar görüşmeler, krizler, umutsuzluklar, inkarlar, çok hoşlanıyorumlar, eyyvah ben aşık oldumlar, anlatışlar, habersiz ayrılışlar, araya 2 ay girmeler, çok özlemeler, kendini mahvetmeler, dönünce bir daha karşılaşmalar, ararsam benimle konuşur musunlar, konuşmalar, görüşmeler, öpüşmeler, dokunuşlar, sarılışlar, ilerlemeler, 2 hafta görüşmemeler, restler, kapıya dayanmak istemeler, bir şey yapamamaklar, kendini mahvetmeler, her gün her saat ağlamaklar, her akşam içmeler, ağlamalar, itiraflar, restler, hakaretler, bir daha asla konuşmamalar yaşadık.

Ve bir daha konuşmadık.
Ve bir daha görüşmedik.

Onu görmeyeli olmuştu biraz. Kızgındım ve kırgındım. Bir akşam tüm kırıklığım ile aradığımda hakaretler işittim. Ona son cümlem şuydu: “Hala kendime saygımı yoksayıp sana bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum ya buna da gülersin sana gelmelerime güldüğün gibi.”

Bir daha görüşmedik, konuşmadık, tesadüfen dahi karşılaşmadık. Ben kaçtığım şehre geri dönmek zorunda kaldım. Her günümü ağlayarak geçirdim. Sigarayı bıraktım, alkolü bıraktım. Oraya geçenlerde 1 haftalığına gitmek zorunda kaldım. Hastaneden uzak durdum, sokağına gitmedim ama sokağının karşısından geçerken, tanıdığım yolu ve beni karşılağı o yeri görünce biraz yıkıldım.
Tarihleri aklıma kazıdım. Yaptıklarımı aklıma kazıdım. Unutma dedim kendime, yaptıklarını unutma. Ama yaptığım şeyleri unutmadıkça onu da unutamadığımı fark ettim. Olayları nasıl dengeleyeceğimi ve savaşmayı nasıl bırakacağımı bilmiyorum. İçimdeki o, ben, ve aklımdakilerle sürekli bir savaş halindeyiz. Bilemiyorum maalesef. Benimle yaşamasına izin veriyorum şuan. Çok büyük kandırıldım ve oynatıldım. Hep akıllı olduğumu sanıyordum, tahmin edersiniz ki bununla yüzleşince insan pek ayakta kalamıyor.
İyileşmek zorunda olduğumu biliyorum. Yazmak istediğim için yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Okumanız beni çok memnun ediyor, hatta yazdığınız güzel yorumlar beni ağlatıyor. (Belki bu şu aralar yine çok duygusal olduğum içindir)

Geçen gün blogspotta ona yazıklarımı buldum. Buraya geçireceğim onları tarihle. Burada yaşasınlar. Bilin.

Bir de, küpem sende kalmış. Onu görünce hiç düşünmedin mi?

Benim elim hep kulağımda.

Ulaşamadım.

Seni tanıyorum, ulaşabilirim.

Adını biliyorum, ulaşabilirim.

Sokağını biliyorum, ulaşabilirim.

Kapını biliyorum, ulaşabilirim.

Odanı biliyorum, ulaşabilirim.

Yatağını biliyorum, ulaşabilirim.

Kalbini bilemedim, ulaşamam.

Dudaklarını biliyorum, öpüp ulaşabilirim.

Aklını bilemedim, ulaşamam.

Ansızın bir gece evine ulaşıp kapını çalabilirim.

Ansızın öpebilirim seni, gözlerine değebilirim.

Ama kalbine ve aklına ulaşamam. Giremem oradan içeri. Kabul etmiyorsun beni. Etmedin. Edemeyeceksin. Ulaşamadım. Ulaşamamış olmama yanalım.

Elveda.

Hiçbir zaman kollarında huzur bulamadım. Hep bir tedirginliğim vardı. Beni sevmeyişinin tedirginliği, umursamayışının gerçekliği kafamın içindeyken nasıl huzurlu olabilirdim? Bunu bekleyip istedim yalan söyleyemem. Hayal kırıklığına uğradım.

Ben kollarının arasında, sen çenen kafamın üzerinde rüyalar alemindeyken göğsünü izledim hep. İniş kalkışını hesaplayıp ilgisizliğinle çarptım. Bilirsin ki sayılarla aram yoktur ama konu yine sen olunca bilmediğim yönlerimin keşfine çıktım. Dört işlem hiç hem bu kadar kolay hem de bu kadar can yakıcı olmamıştı.

Ah şuan ağlıyorum. Neyseki yine klavye üzerine vuruyor parmaklarım. Bir kalemi tutsaydı çoktan pes edip fırlatıp atmıştım. Seni kalemlerle kağıda dökmeye dayanamıyorum ben biliyor musun? Saat 13:07. Senin kalemin kağıda bıraktığı izle ölümsüzleşmeni kabul edemiyorum, aklım almıyor. İstemiyorum belki de öyle olmasını. Bu bana acı veriyor.

Ah o son gece aklımdan çıkmıyor. Makale yazman gerekiyordu ve uyuyordun. Giderken seni öpmeye çalıştım ama hem elimi itekledin hem de kafanı çevirdin iğreniyor gibi. Bak aklımdan çıkmıyor bu lanet olsun. Eve gittiğimde seni tam 11 kere aramışım. 23:56 / 00:00 / 00:10 / 00:15 / 00:18 / 00:19 / 00:22 / 00:31 / 00:34 / 00:36 / 00:44 Bıkmadan usanmadan, uyan da zorda kalma diye aradım seni. Senin yanındayken, uyumana izin verdim 2 saat bekledim sen uyurken. Yan odaya geçtim uyudum, yanına geldim uyandım doya doya seni izledim. 01:17‘de aradın beni, uyanmıştın ama ben uyuyakalmıştım tedirginlikle uyanmadın diye. Uyandırdın beni, ”uyandım,” dedin. ”Uyandım şimdi, çok teşekkür ederim bu gece için,” dedin. Bana 2-3 defa teşekkür ettin. Ah çıkmıyor aklımdan. Çıksana aklından o gece! Çıksana sen aklımdan!

Sana veda etmiyorum ben şimdi. Elveda ediyorum. Elveda ne demek biliyor musun? Ben biliyorum. Elveda; bir daha kavuşulmayacağı düşünülen bir şeyden ayrılırken kullanılır. Boğazda düğümlenmeye ve gözyaşlarına sebep olur. Söylenmiş bütün ‘hoşça kal’ların toplamından fazlasıdır. Sana ben Elveda ediyorum. Ben sana öyle bir veda ve o şehre öyle bir elveda ettim ki döndüğüm bu şehir boynu bükük kaşıladı, ağladı ceseratimden ötürü. Şimdi sana elveda etme zamanı.

Orayı terk ederken ve sen bana hakaretler ederken tabi ki kabullenmemiş değildim. Kabullüydüm ama çok üzgündüm ve acı çekiyordum. Hala çok üzgünüm ve acı çekiyorum ama sana Elveda etmeyi geciktirdikçe daha da üzülüp acı çekiyorum. Tekrarlarım artıyor. Elimde sadece birkaç keşkem var artık. Keşke beni sevseydin diyebiliyorum mesela. Beni sevmeni o kadar çok isterdim ki… Bu acı ve istek o kadar benden ki… Ve elimde bir çok iyikim var. İyi ki bana dönmeyeceksin. Bana dönmeni hiç istemiyorum. Beni öyle bir öldürdün ki sen… Göğsümün tam ortasına soktuğun o bıçağı çıkartırken döndüre döndüre kanattın beni. Öldürücü darben tabi ki bu olmadı. Ben o öldürücü darbeyi biliyorum ama susuyorum şimdi.

Yemin ederim ki hiçbir hayal ürünü içermiyor bu yazıdaki cümlelerim. Çok korkuyorum. Çok özlüyorum. Çok üzülüyorum. Çok acı çekiyorum. Ama şimdi çok elveda ediyorum. 1 kere olsun sana sevgilim diyemedim. Bari şimdi sus, yine gül ama sus, 1 kere olsun diyeyim. Saat şimdi 13:34.

Elveda sevgilim.

Son sürat sana doğru koşarken beni vurdular / Sen vurdun demiyorum ama beni vurdular

benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun.

Kendimi ne denli yorgun hissettiğimi bilemezsiniz. Bu yeni bir hayata başlama fikri düşündüğüm gibi değilmiş. Yorucu bir tempoda bir çok iş yapıyorum. Hafta içi ve hafta sonu full dolu bir şekilde oradan oraya koşturuyorum. Annemden ayrı kalmak öyle düşünüldüğü gibi kolay değilmiş, bunu da anladım.

Aklımı ondan başkasına vereyim diye kendimi başkasından medet ummaya çalışırken buldum. Hırslandım yine, yine gaza geldim. Ama yine olmadı. Dün gece durdum dedim, ben iflah olmam.

Ani ruh hali değişimlerinden anlar mısınız? Bir an çok mutlu olup, bir an çok üzgün olmayı..

Kafamda çok kuruyorum. Buraya da yazmazsam iyice çatlayacak gibiyim. Sorunum ne, tedavi görmem gerekiyor mu bilmiyorum. Aklımda kurmaktan çıldırmak üzereyim ve kimse bunu anlamıyor.

bir şu yalnızlığın bastırdığı kanlı geçiştirmeler…
büyük sofranın içinde ne diye küçük sofralar açıyorsun?
çiçekleri öldürülmüş sanıyorsun onlar zaten ölüler
çiçekleri canlanmış buluyorsun ki vallahi canlılar
ara vermeden solan renklerin arasında
benim giderek daha da kırmızı olan bir kırmızım var
senin de olsun!
son sürat sana doğru koşarken beni vurdular
sen vurdun demiyorum ama beni vurdular
benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun.

-Alper Gencer

Akıntı başlıyor.

Tesadüfler hikayesi
bulduğum gibi kaybettim seni..

Merhaba,

İçimde derin bir üzüntü var. Kendimi iliklerime kadar yalnız hissediyorum. Sanki bedenim ruhumun, ruhum bedenimin sahibi değil, en ufak bir işaretle bırakacak gibi geliyor.

Kendine gel.

Sana günlüğümü okutuyorum.

Sana kendimi okutmaya çalışıyorum.

Bunu değerini nasıl fark edemezsin?

Aptal.

Aptal.

Bunun değerini nasıl bilmezsin?

 

Kendimden taviz veriyorum seni 1 dakika dahi yaşayabilmek için. Zamanın fütursuzca ve sorgusuz ve umursuz ilerlediği vakitlerin birinde seni o ana dahil etmek için attım kulaçlarımı.

Sen derin denizin en dibindeki nefes kaynağımsın. Sana ulaşmak öyle zor. Deniz yüzeyinin 100.000 kat altında durmuş bekliyorsun. Tam okyanusun ortasında durdum, ayaklarım yere değiyor. Bu berrak denizin dibine bakınca görebiliyorum seni ama çok uzaksın işte bana. Zorlayan bu ya beni.

Denizin dibine dalıp, sana ulaşıp nefes almam lazım bir an önce. Yine farklıyım bak. Yerin üstünde göğün altındaki o açık alan oksijen yerim değil benim. Denizin en dibinde beni bekleyen ulaşması sensin…

Şimdi dalmam gerekiyor. Kızgın, ayaklarımı yakan kumdan ayaklarımı bastığım bu okyanusa girmek ilk adımdı benim için. Şimdi dalıp sana ulaşmam gerekiyor.

Varsın yine adımları ben atayım sana, varsın ben geldikçe geri kaç benden. Ya yutacak beni bu derin kimsesiz deniz, ya ulaştıracak sana. Ya güçlü bir akıntı tam ulaştım derken sürükleyip hiç bilmediğim kıyılara çarpacak beni, ya da boğulmama ramak kala yapışacağım sana. Öpeceğim usulca, kavuşacağım nefesime.

N’olursun engel olma, bırak.

Bırak zaman aksın bizimle. İkimizle.

Bırak dalgaların durulsun, akıntın savurmasın beni hiç bilmediğim kıyılara. Ulaştır beni sana, bahşet nefesimi.

Sonra yaşayalım hayatı gönlümüzde.

Zaman umurumuzda olmadan bakalım birbirimize.

Sevgiyle…