Al Beni Benden.

Issız bir yerde izindeyim, kamp yapıyorum.
Ağlıyorum denize karşı. Etraftaki kimseler umrumda değil.
İki çocuk önümde, türlü türkü komik hareketler..
Güldürüyor beni ağlarken.

Ağlıyorum için için. Durduramıyorum kendimi.
Yalnızlığıma, sana, sana, oluşumlara. Duramıyorum. Ağlıyorum. İçimin acısı ta karşı ufuktan süzülüyor. “Buradayım, oradayım şuradayım.”
“Senin acınım.”
“Bırakmam peşini.”
Susmam, susamam. Ağlarım devamlı bizlere.
Durduramam. Yetmiyor gücüm.

Evinin olduğu sokağın ismi girilmez çıkmazı olmuş. İzin yok girmeme. Gelemiyorum, arayamıyorum. Gelemem, arayamam. Seni çok özlüyorum. Seni hala çok seviyorum.

Sanki geldiğim şehre uzaktan bakıyor gibi hissediyorum.

Benim o şehrim sensin ve ben sana uzaktan bakıyorum.

Aynaya bakmak istemiyorum. Aynaya her baktığımda karşımda beliriyorsun ve sana o al bütün iplerimi eline gülüşümü, bakışımı veriyorum.
Al diyorum beni benden. Ne kaldıysa öncesinde benden bana, bir zerre dahi bırakma bu sefer. Al beni sana yeniden.

Nasıl?

Hayatımı bıraktığım sokaklara geri döndüm. Bambaşka birisi olarak ama eskiyi silemeyen birisi olarak…
Kalbimi bıraktığım evin sokağına gitmemek için debeleniyorum. Oraya adımımı atmamak, bir kere daha görmek için çıldırıyorum. Kendimi çok zor ikna etmeye çalışıyorum.

Ben seni aramadan nasıl dururum? Aynı şehirdeyken seni bir kere olsun görmeden nasıl dayanırım? Geçmişimi nasıl arkamda bırakırım? Nasıl başarırım?

Haydi şimdi merkeze uzak bir yerde kafa dinliyorum. Ya dönünce sana yakın yere. Sana en yakın yere, senin yanına gelmeden nasıl sabrederim? Nasıl yeniden çekip giderim bu şehirden?

Seni düşünmekten ve hayal etmekten çok sıkıldım. Artık baş edememek çok zor. Uzakta, şehirden ve senden uzaktayken her şey bir miktar daha kolay olabiliyordu. Ama burada, yanıbaşında olup seni görememek bu beni çok zorluyor.

Kalbimi bırakıp gittiğim bu şehire geri döndüm. Koşa bir tatil için.. Yeniden gideceğim. Giderken saçlarımı bırakacağım bu sefer. Yüreğim zaten yerini biliyor.

“Bir Kere Dirilmedim”

Küllerimden yeniden doğmam gerekirken, küllerimden yeniden yeniden yanıyorum.
Yanıyor yanıyor, kül oluyorum ve yeniden yanıyorum.

İçimde sana söndüremediğim yangınım var. Hayalin kor olup yeniden tutuşturuyor yangınımı. Gençliğimi yakıyor, beni yakıyor. Korsun sen.

Bir sene daha deviriyoruz her an yeniden alevlenen yangınımla. Seninle. Sensizlikle. Bir seneyi daha doldurmaya çok gibi görünen ama göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman kaldı.

sen yokken yanımda

bin kere öldüm de bir kere dirilmedim ki

unuttum çoktan beri unutmayı

her nefes her soluk hatırlatır

yazmak istesem de elim varmaz

sensizliği ezberledim satır satır

ah bomboş odam kalabalık yalnızlığım

yabancı değil içimden her biri

dert yanarken çatlamış duvarlara

kendim kadar derinini bulamadım

sen giderken durdu dünya

dönmüyor hala

görmedin mi hissedemedin mi ?

sen yokken yanımda

bin kere öldüm de bir kere dirilmedim ki

ah görmedin mi hissedemedin mi?

Yakınına geleceğim zaman susmaksızın öteceğim. Yangın alarmı gibi. İtfaiyeler yetmeyecek bana. Koşturacak insanlar acıma kova kova su taşımak için. Bir sen vefasızlığınla izleyeceksin belki de uzaktan. Ya da yine habersiz geçip gideceksin yanımdan. Görmeyeceksin. Hissedemeyeceksin alevimin sıcaklığını.

Bir kere bile hissedemedin mi? Göremedin mi?

Bin kere öleceğim yine, bir kere olsun dirilmeyeceğim.

Bir Nefes..

Göğsüme sayısız kurşun darbesi almış gibi hissediyorum. Geriye doğru savruluyorum ama düşmüyorum. Yoğun kan kaybına uğruyorum ama ölmüyorum.

Senin yaşam telaşın mı beni ağlatan yoksa o yerde bensiz yaşadığın hayatın haksızlığı mı bilmiyorum.
Seni özlediğimi iddia edip kendime gecelerimi ve günlerimi zehir ediyorum. Panik atak krizi gibi bazı akşamlarda o kadar şiddetli geliyorsun ki aklıma elimden hiçbir şey gelmeden bağdaş kurup ağlıyorum ellerime bakıp.

Ellerimde yoksun.
Kollarımda yoksun.
Gözümün önünde yoksun.
Burnumda yoksun.
Dudaklarımı saymıyorum bile artık, kaçtır orada da yoksun.

Hepsinin toplamı olup, beni yıkmaya çalışıyorsun.

Bir yerlerde uzaklarda yaşıyorum durmadan.
Sessizce izliyorum uzaktan.
Bir yerlerde senden çok uzakta derin nefesler alıp yavaş yavaş bırakıyorum, sensiz sakinlemeye çalışıyorum.
Hayatımı geri kazanmaya çalışıyorum.

Güzel giden işimi, günlerimi kirletmemekle çalışıyorum.
Seni sevmekten vazgeçmek istiyorum.
Seni özlemek aklıma gelmesin istiyorum.

Bu devran böyle dönmez. Sen de bana dönmezsin. Ben de sana dönmem.
Ben bu girdabın içinde döner dururum da bu devran böyle dönmez.

Bazen sen benim aklıma gelince, ben de geleyim senin aklına, bazen. Bir an olsun gerçekliğim senin nefesini kessin ve yeniden nefese muhtaç etsin.
İçimin yangınını söndürmez ama bir yudum su niyetine ferahlatır.

Gülüşün hala güzel olması beni ferahlatmıyor, daha da kor ateşlerin içine atıp cayır cayır yakıyor.
Hâlâ mı çok güzel gülüyorsun? Hâlâ…

Enkaz.

Güneş hiçbir zaman bizim, ikimizin için doğmadı.
Biz hiç aydınlık olmadık. Aydınlıkta her şeyi elimize yüzümüze bulaştırdık. Hep karanlığın içinde bembeyaz gözlerinin hipnozu oldum. Karanlığın içinde. Akşam vakti hep..

Şimdi güneş aydınlığında senden bir haber hareket halindeki otobüsten yansımamı izliyorum. Seni çok özlüyorum ve seni çok seviyorum. Hâlâ… Çekilip çıkartılabileceğim bir noktada değilim. En azından kendim bunu başarıyorum sanırken her seferinde yenildiğimden buna eminim. Artık senin elin yetiremez kendini bana. İstemediği için..

Şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar boş geçirmişiz. Gel&git ilişkisi. Şimdi bakıyorum ki o seninle boş geçirilmişliğin altına hep duygularımı tıkıştırmışım. Kendimi de arasına kolon niyetine koymuşum. Kendim çatladım ve yıkıldım, sen duygularımın üzerine düştün. Senin altında duygularım ve ben enkaz olduk.

Tutunamadım.

Toparlanamadım.

Kalkamadım.

Aşamadım.

Kürkçü Dükkanına Dönüş

Geri geldim.
Uygulamayı silmiştim, sadece sevdiğim bir kaç yazar yeni yazı yayınladıkça mail geliyordu, onları o şekilde takip ediyordum. Ama artık dayanamadım, geri geldim.

Hayatımda ilk defa kendimi kırmamak için ‘hayır’ kelimesini kullandım ve terk edildim. Üzüldüm çünkü boşa geçirilmiş koskoca 2 ay var. Stresli geçen günleri doldurduğunu düşündüğüm bir insanın boş olması var..

Kader diyerek kabullenmeyi öğrendim bunda da. Belki aklımdaki ile ona ihanet etmeye başlayacaktım. Yol yakınken bir şeylerin bitmesinde de vardır bir hayır.

Burada çok farklı hisler besliyorum. Çok güzel yazan insanları takip ediyorum. Sadece bana acı verdiği ve eski günlerimi çok sık hatırlattığı için kaçıyordum. Şimdi geri geldim. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bir süre buralarda olmayı planlıyorum. “Acım yine dayanılmaz olana kadar”

Sevgiler.

Olsaydı Nasıl Olurdu?

Olsaydı nasıl olurdu?

Olsaydı olmazdı.
Hayatı birbirine zehir edecek olan insanlar olurduk biz. Sen elinden geldiğince kötü davranmak için çabalardın bir çok kere. Ben ise sana aşkımdan her şeye susup, körkütük salak bir halde yanında olmak için yumardım gözlerimi.

Olsaydı olmazdı.

Alakasız anlar, alakasız sahneler. Her gün aklıma gelmenin yolunu mutlaka buluyorsun. Bugün televizyonda seni hatırlatacak gerçeklikler vardı. Belki de sen vardın ama zaman bana o kadar iyi davrandı ki, seni göremeden, haberi görmem ve bitmesi bir oldu.

Olsaydı olmazdı. Olsun.

Ben şehri tüm yükleriyle terk etmişken, gelip geçerken bir zamanki varlığım gözüne takılıyor mu acaba? Ben orada oturuyordum hani. Ben telefonunu açıyordum hani. Hani günaydın diyordum ya ben. Hani sana yardım ediyordum. Hani gözlerinin içine bakıyordum.

Olsaydı olmazdı.

Yoruldum dediğim anlarda hayaletin süzülüp geçiyor içimden. Sırtımda dolaşıyor sanki elin. “Buradayım ben. Yorulsan da, bitsin istesen de, ben buradayım” diyor. Bu bir teselli veya yük hafifletici bir destek değil. Bence zevk alıyor kafamda kurduğum hayaletin bana yaptıklarından.

Olsaydı olmazdı.

Evinde otururken, televizyon açıkken ve hatta tam uykuya dalmak üzereyken ben aklına geliyorumdur büyük ihtimal. Veya nöbet sırasında, şöyle bir geçerken muhakkak, bak muhakkak diyorum çünkü eminim, gözün takılıyor oraya ve aklından şöyle bir geçiyorumdur. Aklına geliyorumdur ve geçiyorumdur ama umursanmıyorumdur her zamanki gibi. Saniyelik işte. Biliyorum. Muhakkak. Öyle boş bir akla geliş.

Olsaydı olmazdı.

Ben seni şu kadar kaldıramadım, sene devirdim de unutamadım, günlerimi sana tamamen adadım bir de olsun diye mi çalışacaktım?

İyi ki olmadı.

Ama seni çok özlüyorum. Bu özlemin ne zaman geçeceğini hala çok kavrayamadım ama seni çok özlüyorum. Yarın sabah uyanırsam yine çok özleyeceğim ama bastıracağım biliyorum. Hatta şuan bile bastırıyorum. Ama seni çok özledim ben. Neleri özlediğimi yeniden sıralamayacağım ama seni çok özledim. Bil isterdim. İçim biliyor ya… Ben biliyorum ya… Şahidim var ya… Bil isterdim ki seni çok özledim. Ben seni çok sevdim ve çok özledim.

Tecrübelendik.

“Üşüyorum” dedim. Horultunun ardında duydun fısıltımı. Çırılçıplaktık, daha da sıkı sarıldın bana. Üşüyordum. Bunu tekrar söyleyince içeri, yatak odasına götürdün beni.

Ben yine üşüdüm. Kasım ayı Antalya soğuk olmaz ama o gece soğuktu işte.

“Üşüyorum” dedim. İnce pikeyi ve kollarını daha da sardın bana. Bir süre sonra, uyumuşum dönüşüne uyandım, sırtını döndün bana. “Sarılsana bana” dedin. Sımsıkı sarıldım sana.

“Camı sen mi açtın?” dedin. Hayır ben açmamıştım. İkimiz de kalkıp kapatmadık o camı. Hastaydın sen. Pişmanım, o camı kapatmadım.

Sonra yakıcı bir sıcağa açtım gözlerimi. Gece üşüyen ben değilmişim sanki. Sen yine çırılçıplak uyudun. Pişmanım, üstüne bir örtü örtemedim.

Sonraki gece daha tecrübeliydik.
Sarıldık.
Üstümüz örtülü.
İç çamaşırlarımız üstümüzde.
Ve cam kapalı.

Bak Şuralarım Hep Yeni Bir Paragraf.

Birkaç zamandır çoğu şeyi öteliyorum. Çamaşır yıkamayı, banyonun fayanslarını silmeyi, perde yıkamayı, kışlıkları ve yazılıkları ayıklayıp düzenlemeyi, karmakarışık olan kütüphanemi daha düzenli bir şekilde düzenlemeyi. Somut olan her şeyi gözardı edip üstünü örtüyorum ve gözümün önünde olmalarına rağmen görmemezlikten gelerek öteliyorum. Bir tek şu içimdeki hisleri öteleyemiyorum.

Bu aralar tükenmişliğim yeniden çiçeklendi içimde. Sürekli olmak üzere en ufak şeyde zırıldayarak ağlamaya başlıyorum ve kendimi odama kapatıp, yorganı kulaklarıma kadar çekip gözlerimin hemen karşısına denk gelen kaloriferi izlemeye dalıyorum. Bomboş bir aktivite yani. İşsizlik illeti damarlarımda gezinirken kaşındırıyor beni, aşk kanseri kalbimi zaten esir almış avucunun içine sıkıştırıyor her gün her gece. ”Şimdi ben nasıl çıkayım” diyorum kendi kendime. Al ayak bileklerimi sıkıştır bu bataklıkta hiç nefes alamayacak hale geleyim diyorum ama insaflı galiba, belli bir seviyede bırakıyor şimdilik. Tek umudum daha aşağıya çekmeden kurtarırım bu sefer. 1 ay idare etse yeter, bir rahat nefes alırım belki.

Bak yine bir paragraf başım sana çıktı. Mutlu musun? Mutlusundur tabi. Hiçbir zaman mutsuz ol istemedim ama sen hep benim mutsuzluğıumdan beslendin. Gülüyorsundur bir köşede, bak nasıl mutsuzluğa terk ettim ben mutluyum” diye. Sen böyle vicdansız bir insansın, beklerim.

Ben bir evin içinde paramparça edildim. Ben bir koltuğun üstünde çırılçıplak bırakılıp, sert bir kaya gibi asla yüzüme bakmayan bir sırta yenildim. Sorgulayamıyorum artık. Tüm sorgu stillerini denedim şu kesmek istediğim kafamın içinde. Bittim ben.

Çıplak sırtının mahkumu kalbimi aldım elime, çıktım o evden. Biliyordum işte! Farkındalığım birkaç gün önce geldi, oysa ki tam 1 ay geçti üzerinden. Biliyordum ben, son birlikteliğimizdi o gece! Kalamadım, bekleyemedim. Yapamadım. Ama pişman değilim, içime çektim seni uzunca. Baktım bu sefer gözlerine korkusuzca ve utanmadan. İçimden geldiği gibi baktım o gözlerine, öptüm seni, çektim içime.

Bitti işte. Ne geri alabilirim geçmişi, ne geleceğe seni koyabilirim yeni sahnelerle. Elimden gelen sadece eski anıları film şeridi olmadan tekrar sar başa yapıp geçirmek gözlerimin önünden. Ne bir eksik ne bir fazla, yemin ederim sana her sahne aklımda öyle bir oynuyor ki utanır o gecenin gerçekliği benden.

Ben sana karşı olan tüm iyimserliğimi kaybettim. Ben kendime karşı olan iyimserliğimi de kaybettim. Düşe düşe ne hal bıraktım kendimde, ne sağlam yer bıraktım zeminde.

Bazen bağladığım arabesk beni bile boğuyor, affedin. Dedim ya bu ara tükenmişliğim beni öyle bir ağına sardı ki, yine mahvettim kurduğum o düzeni.

Çok konuştum. Biraz da sonra konuşurum.